Bazen çok güzel geri dönüşler alıyorum yazılarımdan, beni oldukça mutlu eden... Bazen de gelen güzel yorumlar arasından bazılarını haketmediğimi düşünüyor ve madalyayı hakeden insanların boynuna takmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Tıpkı bugün olduğu gibi...
Çoğunluklu olarak blog yazılarımla, yaşam tarzımla ya da fotoğraflarımla ilgili aldığım övgüler arasında "hayranlık uyandırıcı" tabiri geçiyor. Çok güzel bir övgü ama bu övgüyü aslında çok daha hakeden birisinden bahsetmeden geçemeyeceğim.
Çoğunluklu olarak blog yazılarımla, yaşam tarzımla ya da fotoğraflarımla ilgili aldığım övgüler arasında "hayranlık uyandırıcı" tabiri geçiyor. Çok güzel bir övgü ama bu övgüyü aslında çok daha hakeden birisinden bahsetmeden geçemeyeceğim.
Yeni yazı
http://derinlerdebirukala.com/?p=331&preview=true
Bazen dalışların ve fotoğraf çekmenin monotonlaştığı anlar olur, sürekli aynı balıklar, aynı mercanlar, aynılaşmanın getirdiği sıradanlık ve sıradanlığın sıkıcılığı diye liste uzar, uzar da gider. Böyle zamanlarda sizi dürtecek bir uyarana ihtiyacınız olur, benim için o uyaran daha önce hiç görmediğim bir balığı görmektir. İşte böyle günlerin birisinde; gözbebeklerimi pörtletircesine, ölü mercanların artık bir kaya formuna dönüştüğü yapılarda, yeni ve küçük olan bir şeyler bulmaya çalışırken, içimdeki sessiz çığlıkların “eureka, eureka” diiye evrene karışmasını medet umuyordum. Tam da bu duyguların içindeyken, birden heyecan, mutluluk, kalp atışlarının hızlanmasıyla birlikte şanslı günde olduğumu anladım. Gözlerim ve ben bayram sevinci yaşamak üzereydik!.. Ama o da ne, saniyeler ile beraber bakış açımın da değişmesiyle beraber bayram sevinci yerini hayal kırıklığına bıraktı.
Birkaç saniyelik bir yanlış anlama, bana sanki boynuzları olan cüce bir gobi ile karşılaştığım ve bu türü kitaplarda bile görmediğim hissini yaşatmıştı. Biraz daha iyi bir fotoğraf çekebilseydim, bu balığın boynuzları olan bir gobi olduğuna insanları inandırabilirdim bile… Eğer baktığım konumu değiştirmeseydim, inandığım bu antenli gobi gerçeğini benden kimse alamazdı.
Dalış bitip, üstünden günler geçmesine rağmen bu fotoğraf ve yanılsama hiç aklımdan çıkmıyor, çünkü bana hayatın içindeki yanılsamalarımızı, kutuplaşmalarımızı ve çatışmalarımızı hatırlatıyor.
Hele ki gün geçtikçe daha da kutuplaşan ve bu kutuplaşmaların iyice çatışmalara dönüştüğü şu günlerde hepimizin biraz da olsa dünyayı ve bizim gibi olmayan insanları daha iyi anlamaya ihtiyacı var.
Olaylara sırf bizim gibi bakmadığı ve farklı değer yargıları taşıdığı için, karşı tarafa kin duymak, onu yargılamak ya da yargısını değiştirmeye çalışmak aslında bizim insan yapısıyla ilgili çok da bir şey bilmediğimiz anlamına geliyor.
Paradigma kelimesini duymuşsunuzdur, hatta anlamı hakkında da bilginiz vardır. Doğan Cüceloğlu’nun tanımlamasıyla “Paradigma, bireyin iç ve dış dünyasını algılayıp yorumlamasında etkili olan tüm faktörleri kapsar. Algılama, yorumlama ve bilme süreçleriyle ilgili tüm etkenlerin yarattığı örgütlü ve dinamik düşünsel sisteme algı düzeneği ya da paradigma adı verilir. Paradigma, farkına varmadan taktığımız bir psikolojik gözlüktür; iç dünyamızı olduğu kadar dış dünyamızı da bu gözlük aracılığıyla görürüz”. Şimdi bu uzun tanımdan bir şey anlamadıysanız, çok daha kolay olan bir tanımı geliyor "paradigma, baktığınız gözlüktür ve bu gözlük kişiye özeldir, hayatı boyunca karşılaştığı tüm etkenlerin oluşturduğu bir gözlük".
Yani kimimiz köpekbalıklarını canavar olarak görür, kimimiz ise onların okyanusun imparatorları olup büyüleyici canlılar olduğunu düşünür. Bu iki düşünce biçimi de paradigmadır. İki farklı düşüncenin sahibinin doğduklarından itibaren yaşadıkları, okudukları, öğrendikleri,karşılaştıkları sonucunda oluşan bakış açılarıdır.
Çok basit bir matematiği vardır, paradigmalar bakış açılarını, bakış açıları ise davranışlarımızı oluşturur. Dinden, siyasete, hayvan sevgisinden, herhangi başka bir konuya kadar olan tüm karşıtlıkların sebebi, işte bu paradigmadır. Yani anlamamız gereken tek bir şey vardır, bizim gibi düşünmeyen bir kimsenin paradigması farklıdır ve o paradigmayı, doğduğundan beri karşılaştığı etkenler belirlemiştir. Tıpkı bizim karşılasıp da etkilendiğimiz etkiler gibi… Hangi aileden geldiğimiz, büyüdüğümüz çevre, öğretmenlerimiz, arkadaşlarıımız, okuduğumuz kitaplar, günlük yaşadığımız olaylar, her şey ama değişimi sağlayan her şeyin sonucunda paradigmamız oluşmuştur.
Paradigma gerçeğini algıladığınızda ise; bir insanı yargılama ya da o insanın dünyaya bakış açısı yüzünden ondan nefret etmek gibi bir şey söz konusu olamaz. Çünkü tıpkı bilimde olduğu gibi hayatın içerisinde de uygulanması gereken formul şudur: Bakış açıları birer karşılaştırma modelleridir ve doğru ya da yanlış olduklarından bahsedilemez. Yani kıyaslama değil, karşılaştırma yapılır. Tıpkı bilimde paradigmaların doğru ya da yanlış olarak sınıflandırılmayıp, üstün gelen paradigmanın geçerlilik kazanması gibi ve daha sonra kendisinden daha üstün gelen bir paradigma ile geçerliliğini yitirmesi gibi…
Hani bir gün, dünya güzel bir yer olacak düşüncesi var ya! İşte insanların paradigma gerçeğini anlayıp da, olaylara sırf kendileri gibi bakıp-yargılamayan; aksine kendilerinin hiç hoşlanmadığı bir görüşe sahip olan insanlardan, hiç tanımadan nefret etmeyi durduklarında, işte o gün dünya daha güzel olacak.
http://derinlerdebirukala.com/?p=331&preview=true
Denizden uzakta doğdular; tutsaklar ve denizi göremeden ölecekler… Bir deniz canlısına bundan daha büyük eziyet yapabilir misiniz? Peki ya bu eziyete ortak olabilir misiniz?
Hani bir yere yardım söz konusu oldu mu, o yardımı yapmaktan kurtulmak için kullanılan meşhur bir deyim vardır “Herkes önce kendi kapısının önünü temizlesin” diye… Madem yıllarca bu deyimi kullandık, işte gün geldi ve kendi kapımızın önünü temizliyoruz. Dalgıçlar, denizseverler, yüzücüler, yelkenciler ve dahası… 6 Kasım’da kendi kapınızın önünü temizlemek için, ben de bir şeyler yapabildim demek için, sonradan pişman olmamak için, içinizin huzur bulması için, kendinizi iyi hissetmek için, bir organizasyonun içinde olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlamak için, çok sevdiğiniz deniz canlıları için, çok sevdiğiniz deniz canlısı olup da denize hasret doğup-büyümüş yunuslar için…
7 Kasım ve 8 Kasım 2011 tarihinde Ortaca ve Dalyan’daki etkinliklere katılabileceğiniz gibi, eğer koşullarınız oraya gitmeye elvermezse bulunduğunuz bölgede kendi etkinliğinizi düzenleyip yerel basını çağırarak destek verebilirsiniz. Buradaki en önemli nokta etkinliklerimizin sesini duyurmak, yani yerel ya da ulusal olan medyayı düzenlenen eylemlerden haberdar etmek, yoksa kendi çalar-kendi oynar gibi bir durumla karşı karşıya kalmış oluruz. Yani bir grup toplandık, hadi suyun altında posterlerimizi açalım dediğimizde, bundan bizden başkası haberdar olmayacaksa, yaptığımız etkinliğin çok da faydası olmayacaktır. Hızlıca google efendi’den bulunduğunuz bölgedeki gazete ve dergilerin, varsa televizyonların numara ya da e-mail adreslerini bularak iletişime geçebilirsiniz.
(Organizasyonla ilgili daha detaylı bilgilere ulaşmak için
Sualtı Gazetesi Editörü : Ege SAKİN
0507 510 23 30 / egesakin@gmail.com)
Şimdi konu açılmışken bir de işin bir diğer boyutlarından söz etmek istiyorum. Öncelikle bu sadece yunuslar için yapılan bir eylem değil, tüm tutsak deniz canlıları ve korunmaları gereken Caretta Caretta’lar için yapılıyor. Organizasyonu düzenleyen ekip, dünyada korunması gereken tek canlıların sadece deniz canlıları değil korunmaya ihtiyacı olan tüm canlılar olduğunu düşünüyor. Yani sadece yunusları değil koskoca bir dünyayı umursuyorlar.
Son zamanlarda, yunusların The Cove filminden sonra popülerleşmesi ile insanların popülerlik uğruna bu etkinliklere ilgi gösterdiği ile ilgili kimi fikirler oluşmakta. (Zamanında medyada – ratingin tavan yapması gereken alanlarda) çalıştığım için rating nedir ve getirileri nelerdir oldukça iyi bilen biriyim. Ayrıca tv işlerinden önce belgesel projelerde de çalıştığım için belgeseli de yeteri kadar biliyorum )The Cove’a eleştirel yönde bakabilirsiniz, fakat getirilerini asla inkar edemezsiniz. Koskaca bir kitle bu popülerlik sayesinde Yunuslar’ın tutsaklığından ve yapılan katliamlardan haberdar oldu, filmi izledikten sonra bu tesislere adım atmamaya kararlı insan sayısındaki değişim küçümsenecek gibi değildir. Yani birileri kendini starlaştırabilir, kimi kurumları daha fazla öne çıkarır, kimisini çıkarmaz, yapımcılar bu belgesel üzerinden kar yapar-yapmaz. Olaylara bu noktadan bakamayız, The Cove yapması gerekeni yapmış ve bir belgeseli memur Ahmet’e de, üst düzey yönetici Caner’e de, üniversite öğrencisi Ayşe’ye de izlettirebilmiş ve vermek istediği mesajı iletebilmiştir. Bunu rating kurallarına uyduğu için becerebilmiştir. Bu nedenle filmin içindeki starlaşmaya, rating adına izlenen yollara kızmak, sonucu gözden görmezliğe benziyor.
Gelelim bir diğer soru işareti? Bu kadar efor neden sadece Yunuslar için?
Öncelikle bu eylem sadece Yunuslar için değil, Tutsak deniz canlıları ve Caretta Caretta’lar için. Eğer bu etkinliğin baş organizatörlerinden Ege Sakin’in facebook sayfasına bir göz atarsanız, bu kadar eforun sadece deniz canlıları, ya da popüler Yunuslar için değil tüm canlılar için sarfedildiğini fazlasıyla görürsünüz. Pis-kaka diye hiç sevmediğimiz yaban domuzları için Ege’nin sarfettiği çabalar ayakta alkışlanacak cinstendir. Bizler sadece hayatın kolay ve suya sabuna az dokunur taraflarında olduğumuz için tüm olup biten etkinliklerden bihaberizdir. Hem tüm bu olup bitenlere sessiz kalır, bir de üstüne bir güzel nutuk çekeriz “insanlar ölüyor, siz hayvanlara yemek derdindesiniz” diye. Bizler, açlıktan ya da savaşlardan ölen insanlar için hiçbir şey yapmaz iken, bir de dünyayı bir yerinden iyiye doğru değiştirmeye çalışan insanlara bilgiçlik taslamakta üstümüz yoktur. Eee madem bu kadar kendi kapısının önündeki pislikten fazlasını temizlemeye meyilli olmayan insanız; o zaman konu deniz canlıları, dalgıç olan da bizleriz. Kapı da bizim kapımız. Yani 7 ve 8 Kasım’da aktif olması gereken kişi sensin ey dalıcı! Mesajı aldın, yerine ulaştır.
Peki her yemek tarifinin sonunda olduğu gibi yemeğimizi afiyetle yedik, bitti mi diyeceğiz sonunda, elbette ki hayır. Artık bir aktivistsin, bir sonraki görevinde muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki kanda mevcuttur. Madem artık bir özgürlük savaşçısısın, o halde ilk görevin tutsaklığın olduğu yerlerden uzak durmak. Milyonlarca dolarların döndüğü, özgürlükle alakası olmayan akvaryum dalışları artık senin için de bir hapishanedir.”Uzaklara gitmeye gerek yok, köpekbalıklarını ayağınıza getirdik zihniyetinden uzak dur”.
Senden dünyayı değiştirmeni değil, kendi içindeki dünyayı değiştirmeni bekliyoruz.
Görsel sanatlar ile az-çok ilgisi olan herkesin bildiği bir terim vardır ki, o da “Bakmak ile görmek arasındaki fark”tır. Kendisine de selam olsun, bundan yıllar öncesinde Aytuğ Aydın diye bir Kurgu Yönetmenliği hocam vardı. Kendisinden öğrendiğim en önemli ders (o zaman kendisi de en önemlisinin bu olduğunu söylerdi) bu olmuştu. Geçmişteki iş deneyimlerim bir yana, bugün hayattan ve hayatın sanata yansımasından bir tat alabiliyor ve bir şeyler anlayabiliyorsam, bunun en önemli etkisi Aytuğ Bey’in bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmemizi sağlamış olmasıdır.
Geçmişe selam çakarak yaptığım bu girişten sonra bugünkü konumuza geçmek gerekirse, başlıktan da anlayabileceğiniz üzere Sualtında Soyut Fotoğrafçılık, bir diğer adıyla Abstract Fotoğraf...
Biz insanoğlu gerçekten de tuhaf varlıklarızdır. Şöyle bir araştırma yapsak (ki ne gerek var yapmaya bir yerlerde yapılmışı mutlaka vardır)köpekbalığından mı korkarsınız yoksa hırsızlardan mı diye, sonuç kesinlikle köpekbalığı olacaktır. Hatta bu cevabı verenlerin içinde denize hiç ayak basmamış insanlar bile olacaktır.
Yurdum insanı, dört bir yanı kapkaçcı, tinerci, tacizci ile çevrilmiş; hırsızlar tarafından girilmedik ev nerdeyse kalmamış olmasına rağmen, bir köpekbalığı fobisi tutkusuna sahiptir. Alışılmış ve bilindik olanın korkusu, şehir insanının hayatına girmiş ve sıradanlaşmıştır. 1975 yılından beri eskimeyen, trendini kaybetmeyen tek bir korku varsa o da “Spielberg hediyesi Köpekbalığı Korkusu”dur.
Durumlar vahim sevgili okuyucu... Son beş aydır adım adım bir kötüleşme süreci yaşandı ve hala da yaşanmaya devam ediyor. Çoğu kişi, her şey düzelecek, her şey yoluna girecek, paniğe gerek yok derken, kimileri de en başından beri pesimist bir davranış sergilediler. Olayların siyasi nedenleri ve boyutlarını bir başka yazıya pas ederek, kısa ve öz olarak durumu paylaşacağım.
Sharm el-Sheikh’e gelenler, hatta gelmeyip sadece ününü duyanlar bile Ras Mohamed Ulusal Parkı’ndan haberdarlardır. 1983 yılında Ulusal Park ilan edilen Ras Mohamed, Mısır turizminin bel kemiklerinden birisidir. Sinai Valisi, bu bel kemiğini kırıp da hem kendi ülkesinin turizmine derin ve iyileştirilemez yaralar açacak, hem de ekolojik bir felaketin yaşanmasına sebep olacak bir karar aldı. Elli altı balıkçı teknesine Ras Mohamed’te ticari balıkçılık faaliyetlerini legal bir şekilde yapabilmesi için gereken bir izin verdi.
Ulusal Park’ta olması gerektiği gibi balıkçılık faaliyetleri bugüne kadar kesinlikle yasaktı. Üç-dört hafta öncesinde Mısır devrimi’nin yarattığı kimi otorite boşluğu ve bazı kurumların görev tanımlarının boşaltılması nedeniyle, balıkçıların denetlenmesini yapacak bir kurum olmadığından, balıkçı tekneleri yasadışı bir şekilde Ras Mohamed Parkı’nda balık avlıyorlardı. Şimdi ise yasadışı da diyemeyeceğimiz bir şekilde, yani gayet yasal hakları ellerinde olarak avlanmaya devam ediyorlar.
Mayıs-Haziran aylarının İmparator (Emperor fish)balıklarının yumurtalama döneminin başlangıcı olmasından dolayı çok acil bir şekilde bu iznin kaldırılması gerekiyor.(sebep sadece yumurtalama dönemi değil, bu karar doğal sualtı parkı’nda ekolojik bir felaket yaşatacaktır) Bu yüzden de Ras Mohamed’in bugün denizi, çevreyi, doğayı seven herkesin yardımına ihtiyacı vardır.
Eğer hatırlarsanız geçtiğimiz yıl olan köpekbalığı saldırılarının en önemli sebeblerinden biri aşırı avlanmada bulunan ticari balıkçılıktı. Balıkçıların avladığı snapper ve emperor(imparator) balıkları köpekbalıklarının en önemli besinlerinden biridir. Köpekbalığı saldırıları sonucu önemli miktarda turist kaybeden Mısır, Sinai valisinin bu kararıyla yeni köpekbalığı saldırılarına sebep olabilecektir.
Bölgenin tüm ekolojik dengesini bozacak bu kararın kaldırılması için, lütfen aşağıdaki linke tıklayarak, Sinai Valisi’ne, sizin adınızdan gönderilecek dilekçeyi imzalayın.
http://www.thepetitionsite.com/2/stop-fishing-in-ras-mohammed-national-park/
Alt tarafı, internette bir imza, hiç bir işe yaramaz ki diyerek es geçmeyin. Unutmayın, internet bugün insanlığın en önemli güçlerinden birisidir. Lütfen, organize olmayı kolaylaştıran, küçücük eforlar sarfederek, çok büyük taşları yerlerinden oynatan bu gücü hafife almayın ve bir imza da siz atın.
Sonradan gelen ekleme:
CDWS’in çalışmaları ve uygulamaya son vermek için başlattığı kampanya çok kısa sürede cevap verdi ve Shark’s Bay Umbi Diving’in evsahipliğinde Bedevi Balıkçıların temsilcisi, CDWS’in Başkanı, Ras Mohamed Ulusal Park’ın temsilcileri bir araya geldi. 19 Mayıs’ta yapılan karşılıklı görüşme sonrası ortak anlaşma sağlanarak, 20 Mayıs’ta Bedevi Balıkçı tekneleri Ras Mohamed bölgesini terketti. Bedevi Balıkçılar, Sinai sularında avlanan Bedevi olmayan 15 kadar balıkçı teknesine bölgede avlanma izni verilmemesini istedi ve Mısır Askeri görevlileri bedevi olmayan balıkçı teknelerini göz altına aldı. Sinai sularında Bedevi olmayan balıkçı tekneleri görüldüğünde tutuklama kararı çıkarıldı.
Şu an yasal olarak Ras Mohamed Ulusal Parkı’nda balıkçılık tekrardan yasak, fakat yasadışı yollardan yapılan ticari avcılık ise tam olarak bir muamma.
Bazı şeylerle karşılaşırsanız, yahu benim nasıl aklıma gelmedi dersiniz ya, işte ben de tam o duruma nail oldum ve nasıl benim aklıma gelmedi dedim. Birileri düşünmüş, taşınmış, yapmış bir şeyler... İşte bu düşünceyi hayata geçiren kişi beni de buldu ve "vay be, bayıldım bu fikre"dedirtdi.
Aslında özgün bir fikir olmayan, zaten bir yazarı olup da entry girmeyeli uzun zaman olan ekşi sözlüğün bir kopyası diyebiliriz Marin sözlük için. Ama bu kopya, kendi içinde öyle özgün ki, bu da beni cezbetmeye yetiyor. Bir sözlük düşünün, sadece deniz ve denizcilikle ilgili tanımların yer alacağı uçsuz bucaksız bir sözcük. Bir balık fotoğrafladınız, orfoz olduğunu biliyorsunuz fakat ne tür bir orfoz olduğunu öğrenmeniz lazım, ya da popüler dalış mekanları hakkında bilgi almak istiyorsunuz, sadece bu mu; elbette ki hayır, deniz için engin sıfatı kullandığımıza göre deniz ile ilgili bir sözlükte tıpkı engin bir deniz gibi olacaktır elbette...Hele ki her bir insanın farklı yaşanmışlıkları ile oluşan tanımlamaları ile her gün daha da ilgi çekici bir hal alacaktır.
Dünyada benden başka bir örneği daha var mıdır, varsa da ne çokluktadır bilmiyorum, fakat ne zaman ki hamile kaldım; ilk hesapladığım tarih bebeğimin dünyaya gelmesi iken, ikincisi de dalışa dönüş yapacağım tarihdi. Tüm planlarımı normal doğum üzerine yapmıştım, böylelikle hem doğumdan dört hafta sonrasında dalışa başlayabilecektim, hem de vücudum bir operasyona uğramamış olacaktı ki derken, planlarım tutmadı ve sezaryen ile Mina Lisa’yı dünyayı getirdim. Bu sefer tarih belli olmuştu, sekiz hafta sonrasında suya dönecektim, hem de Mina ikinci ayını tamamlamış olacaktı; böylelikle onu da yanımda götürecebilecek ve denizden faydalanmasını sağlayabilecektim.
Aradan geçen bir ay gibi bir zamanın neticesinde CSI Köpekbalığı görevlileri araştırmalarını tamamladılar, yaptıkları sorgulama yöntemleri sonucu 40 kadar köpekbalığı suçlu bulunarak idam edildi.
Bu yukarıda yazdığım cümleden sonra insanın boğazı tıkanıyor ve daha ne yazabilirim ki diyor, her şeyin sonuç özeti aynen yukarıdaki gibi. Tatil için gelip şnorkel yapacak ya da yüzecek olanların korkmasına artık pek de gerek yok gibi, hem deniz suyunun soğuması sebebiyle hem de katledilmeleri sebebiyle ortada saldırabilecek pek bir oceanic white köpekbalığı kalmadı.
Durumun özeti budur, bölgeye çağrılan köpekbalığı uzmanları herkesin ilk günkü söylediğinden farklı bir şey söylemeyip ratinglerini arttırmak dışında bir şeyler yapmadığı gibi, katledilen köpekbalıklarının bahsi basın toplantılarında yer almadı.
Bu yukarıda yazdığım cümleden sonra insanın boğazı tıkanıyor ve daha ne yazabilirim ki diyor, her şeyin sonuç özeti aynen yukarıdaki gibi. Tatil için gelip şnorkel yapacak ya da yüzecek olanların korkmasına artık pek de gerek yok gibi, hem deniz suyunun soğuması sebebiyle hem de katledilmeleri sebebiyle ortada saldırabilecek pek bir oceanic white köpekbalığı kalmadı.
Durumun özeti budur, bölgeye çağrılan köpekbalığı uzmanları herkesin ilk günkü söylediğinden farklı bir şey söylemeyip ratinglerini arttırmak dışında bir şeyler yapmadığı gibi, katledilen köpekbalıklarının bahsi basın toplantılarında yer almadı.
Sharm el-Sheikh’te her iki taraf için de kötü bir dönem geçiyor. Ortalıkta onlarca asparagas haber dolaştığı yetmezmiş gibi, bir de gazetelerin heyecan verici anlatım dili kullanarak insanlarda uyandırılan köpekbalığı korkusu yer almakta. Olayları takip etmek isteyenler için önereceğim tek adres CDWS’n internet sitesi, aralıksız olarak yazılı açıklama yapıp, doğru bilgilendirmeyi yapıyorlar. Önce kısaca bir durum özeti geçeceğim, sonra da kişisel yorumlarımı katacağım.
30 Kasım 2010 tarihinde şnorkel yapan iki kişi(iki ayrı saldırı) Ras Nasrani dolaylarında Oceanic White tip köpekbalığı tarafından saldırıya uğrayıp, ciddi bir yaralanmaya maruz kaldılar. İkinci saldırının hemen öncesinde köpekbalığı, dipteki dalıcılara yaklaşmış ve dalıcılar tarafından fotoğrafı çekilmiş, dalıcılardan ayrılır ayrılmaz da yüzeye çıkarak saldırıyı gerçekleştirmiş.
Ey okur; çok kızgınım ve sana laflar hazırladım. Hayatın boyunca “nerede o eski bayramlar, eskiden kapımızı kilitlemezdik, bizim çocukluğumuz ne güzeldi-şimdiki çocuklara yazık, etraf katil-sapık kaynıyor, ne olacak bu CHP’nin hali vs..” diye yakınmaktan geri kalmazsın, ne zaman ki bir şeyleri değiştirmek için senin de ufak desteğine ihtiyaç olunsa, ortadan kaybolursun.
Bundan iki ya da üç yıl(tam net hatırlayamıyorum yılı)kalbi iyi bir takım insanlar Japonya’dan Türkiye’ye getirilecek yunusların gelişini engellemek için çırpınırken The Cove filminin henüz piyasada olmaması nedeniyle kimsenin gıkı çıkmadığı gibi, şimdi de sirk hayvanları için bir film çekilsin, oskar alsın da biz de kınayalım diye bekler durursun.
Not: Fotoğrafların büyük hali için üstüne tıklayabilirsiniz.
Yaşamak için neden bu şehri seçtiğimi bir kez daha anladım. Eğer deniz veya çöl sevdalısı değilseniz, Sharm el Sheikh gibi bir şehirde yaşamak tam anlamıyla kabusa dönüşüyor. Hamilelik boyunca dalış yapamadan geçirdiğim on bir ay boyunca, büyük şehir hayatını özleyip durdum. Kendime sürekli bu şehirle ilgili acaba sorularını sordum, ta ki geçtiğimiz haftaya kadar.
Dalış yapmaya biran önce dönebilmek amacıyla normal doğum planlamışken, doktorun önerisiyle sezeryan doğuma dönünce, 8 haftalık bir bekleme dönemi geçirmek durumunda kaldım. Dalmayı çok özlemiştim, ama son güne kadar gerçekten ne kadar özlediğimi meğer hiç anlayamamışım. Shark's Bay'e doğru yol alırken kalbim güm-güm atmaya başladı ve suya tam anlamıyla batana kadar kalbimin heyecandan çarpıntısı hiç geçmedi.
Hani şarkıcılara sorulan meşhur bir soru vardır; "müziğe olan ilginiz ne zaman başladı?". Hepsinin yanıtı da genelde, "3-5 yaşında ayna önünde saç fırçasına şarkı söylerdim" gibi bir şey olur. Sanki o yaşlarda saç fırçasına şarkı söylemek, bu özel yeteneğin habercisi gibi lanse edilir. Halbuki her çocuğun saç fırçasına şarkı söylemişliği vardır.
Dalıcıların da, tıpkı şarkıcılar gibi "çooook küçük yaşta blah blah blah" diye başlayan bir hikayeleri olur genelde. Benimse çocuk yaşta, küçük balıkları yakalamak ve yüzmek dışında bir deniz tutkum yoktu. Hatta ilerleyen zamanlarda, denizdeki yosundan, yengeçten korkan bir hale gelmişliğim de vardır. Bir denizde deniz anası varsa, ben o denizde yokum tercihini kullanırdım. Aradan yıllar geçti ve yosunlar, deniz anaları ve yengeçler sevdiklerim oluverdiler.
![]() |
| From Derinlerde Bir Ukala/Sualtı Günlüğü |
Genelde Sharm el Sheikh'te dalış hakkında yazılar yazıyorum, bir de dalış yapmayanların işine yarayabilecek ufak tefek bilgiler yazayım istedim bugün...Elbette ki Sharm sadece güneş ve kum'dan ibaret olmadığı gibi sadece aşağıdakilerden de ibaret değil.
Yolda:
- Mısırlılar (tamama yakın çoğunluk) alkol kullanmayan bir ulus, bu nedenle alkol kullanacağınız yeri sokaklar değil, restaurant, otel ve barlar olarak seçmeniz avantajınız doğrultusunda olur..
- Tutkulu öpücükler, dokunuşlar sokaklarda ve taksilerde ve otel lobilerinde başınıza bela açabilir, bu nedenle bu tür ihtiyaçlarınız için en doğru yer otel odasını kullanın.
.jpg)
Ülkemizde maalesef ki vizyona girmemiş olan The Cove şu an Oscar'a En İyi Belgesel Film dalında aday.
Filmin baş kahramanı Richard O'Barry ülkemizde çok fazla tanınmıyor. Kariyer.net'te kendisiyle yapılmış bir röportajı aşağıda okuyabilirsiniz. Röportaj The Cove ile alakalı değil ama filmin alakalı olduğu şeyin ta kendisi olan yunuslar ile alakalı, okuyun, görün.
|

Üç aydır yazı-çizi değil de okuma-izleme ile geçiyor hayatım. Kasım sonu ailemin Türkiye’den gönderdiği kitaplar, içi film ve konser dolu harici hard disk beni fazlasıyla meşgul etti. Bu pasif internet dönemimde en sevdiğim sualtı blogu olan Sualtı Seyir Defteri’de oldukça aktifti ve çoğu yazıyı dönüp dönüp defalarca okudum diyebilirim. (Bu blogun özellikle reklamını yapmak istiyorum ki, sualtı ile ilgili sağlıklı türkçe bilginin bu kadar az olduğu sanal dünyada, bu deryayı herkes keşfetsin istiyorum.)
Yine üç ayda beni en çok etkilen üç şey:
1- Revolutionary Road filminde Kate Winslet’in performansı (bir hafta boyunca gözlerimi kapadığımda Kate Winslet belirdi gözlerimde)
2- Ayşe Arman’ın Hakkı Devrim ile yaptığı "Lülüş gitti, benim hislerim de bitti" röportajı
3- The Cove filmi.
Film’de bir sahne var ki (filmi ileride izleyecekler için büyüyü bozmamak adına spoiler vermiyorum); izlerken hüngür hüngür ağladım, görüntü gözlerimin önüne geldikçe hala tüylerim diken diken oluyor. Şimdi sizden tek bir şey rica ediyor ve şu yazıyı ( Vahşiyiz..Vahşisiniz..Vahşiler..)okumanızı diliyorum.
Konuyla ilgili anlatmak isteyeceklerimi benden daha iyi bir dille anlatmış biri, okuyun pişman olmayacaksınız.

Geçtiğimiz günlerde Sean’ın dalış rehberi bir arkadaşı Türk olduğumu duyunca bir Türk grubuyla olan anısını anlattı, dalış merkezi olarak ilk defa bir türk grubu ağırlamışlar ve ilk günün sonunda da yollarını ayırmışlar. Sebebi ise kurallara uymamak ve kurallar konusunda bolca şikayet etmek.
Sharm El Sheikh dalış endüstrisinin oldukça gelişmiş ve hala gelişmekte olduğu yerlerden biridir. An itibari ile CDWS’e (Chamber of Diving and Watersport) kayıtlı 291 dalış merkezi var (291 rakamının içinde safari tekne firmaları, otel şubeleri de yer almaktadır). Her dalış merkezinin kendine göre kuralları oldu gibi, uygulamak zorunda olduğu başta Turizm Bakanlığı’nın olmak üzere, CDWS’in belirlediği kurallar da vardır. Bunun dışında SSDM (The South Sinai Association for Diving and Marine Activities) ‘e bağlı 70 dalış merkezi var ve yine bu organizasyonun da getirdiği kurallar var.
Eğer Sharm El Sheik’e bir dalış programı yapıyorsanız, işinize yarayabileceğini düşündüğüm “20 şey”i yazıyorum.
1- Otelde buluşma zamanı
Dalış merkezi size bir pick-up zamanı veriyor, kimi oteller içeriye hiçbir yabancı aracın girmesine izin vermediği için otelinizin durumuna göre resepsiyon değil, dış kapının önünü buluşma yeri olarak söyleyebilirler. Sharm’da trafik olmadığı için buluşma saati ortalama olarak değil, kesin ve net olarak söyleniyor. Size 7:30 diye bir saat verildiyse o saatte sizi almaya gelen minibüs orada olacaktır. Gecikmeniz durumunda, sizden sonra minibüs ile alınacak insanları da bekletmiş oluyorsunuz. Her şeyden önce siz dalış rehberiniz tarafından alınırken, bir diğer yandan limanda gerekli evraklar ve dalıcı listesi onaydan geçiyor ve onaylanan kağıtta teknenin limandan ayrılacağı saat yazıyor. Her şeyden önce limanda yetişmeniz gereken bir tekne var.
Ne acı ki biz Türkler geç kalmakta nam salmış durumdayız, açıkçası kendi tecribelerim doğrultusunda da önceden daldığım Türk grupları için her gün 15 dakika otel kapısında beklediğimden, Türkler daima geç diyenlere söyleyecek bir lafımız yok. Neyse ki övünülmeyecek bu özelliğimizi Ruslar ve Yunanlılarla da paylaşıyoruz.
2- İlk gün otelinizden alındıktan sonra dalış merkezine gelerek giriş işlemlerinizi yapıyorsunuz, size bir form veriliyor, dalış merkezi için her şeyden önemli olan o formu doldurmanız.
Form’da geçirdiğiniz hastalıklar ile ilgili de bir bölüm var, eğer kaza ile herhangi birine sahip olduğunu işaretlediyseniz, doktor raporunuzu getirmeden hiçbir şekilde dalışa gidemiyorsunuz. Sanırım 250 paund karşılığında Chamber’dan (Dr. Adel’i sanırım duymuşsunuzdur, kendisinin bulunduğu klinik) sağlık raporu alabilirsiniz, tabi eğer doktor dalmanızda bir sakınca görmezse.
3- Dalış brövesi ve dalış kayıt defteri yanınızda bulundurmanız gereken en önemli iki şey. Bröveniz yanınızda olmadan hiçbir şekilde dalışa gidemiyorsunuz, anca Open Water kursuna başlama ya da Discover Scuba programına katılmayı gerçekleştirebilirsiniz. Bir çok dalıcı dalış kayıt defteri tutmadığı için bunda zorunluluk yok ama bröve kesinlikle zorunlu.
4- Ne kadar iyi dalıcı olursanız ya da kaç yıldız eğitmen olursanız olun zorunlu olarak ilk gün Check dive denilen dalışı yapmak ve lokal dalış bölgesi’nde dalmak durumundasınız. İlk dalış mutlaka şamandura dalışı oluyor ki ağırlık testinizi yapabilesiniz. İlk dalış maksimum derinlik 18 metre, diğer günlerde eğer bir yıldız ya da Open Water dalıcı iseniz 18 metre maksimum derinlik, daha üst seviyedeyseniz 30 metre maksimum derinlik sınırı var.
5- İlk gün dalış merkezine giriş yaptığınızda size bir kasa (bildiğimiz bakkal kasaları) veriliyor, kasanın üzerinde bir numara yazıyor, siz artık o numaradan ibaretsiniz, hiç bir şekilde o numarayı unutmamanız gerekiyor. Ekipmanlarınızı kasanın içine yerleştiriyorsunuz ve dalış merkezinde bırakıyorsunuz. Kasanızı siz taşımıyorsunuz, tekneye gidiş-dönüş transferleri bunun için görevli kişilerce yapılıyor. Her gün tekneye gider gitmez ilk asli göreviniz kasanızı kontrol etmek. Böylece olası aksilikler limandan çıkmadan halledilebilsin.
6- Teknede Dın ve Internetional olan tüpler var, ilk gün doldurduğunuz formda regulatörünüzün hangisi olduğunu işaretliyorsunuz, dalış merkezi o sayıya göre gerekli tüp’ü koyuyor. Teknede Int uyumlu tüpü bulup, dalış malzemelerinizin olduğu kasanın yanına taşıyorsunuz. Tüp ayrı bir yerde, dalış malzemeleriniz başka bir yerde olduğunda hem kendinize zorluk hem de diğer dalıcıları rahatsız edeceğinizden, ikisinin aynı yerde olmasına dikkat edin. Ekipmanınızı kendiniz kuruyorsunuz, yok hoşlanmam bu işlerden, ya da ben kuramıyorum diyorsanız, 40 euro ekstra ödeyip size özel dalış rehberi tutabilirsiniz, kendisi size dalış ekipmanınızı nasıl kuracağınızı itina ile gösterecektir. Teknede INT uyumlu tüpler bittiğinde, dalış rehberinizden adaptör isteyip, tüpünüzü Int uyumluya çevirebilirsiniz.
7- Tekneye biner binmez size dalış rehberiniz tarafından bir tekne brifingi verilecek, kısaca özetlemek gerekirse, teknede ıslak ve kuru alanlar var; kuru alan dediğimiz yerlere kurulanmadan ve dalış elbiselerimizle gelemiyoruz. Tekneye biner binmez terliklerimizi, ayakkabı kasasına koyuyoruz, teknede ayakkabı kesinlikle yasak. Teknedeki tuvaletler marine tuvaleti olduğundan, her şey denize kavuşuyor, bu nedenle tuvalet kağıdını klozetlere atmak kesinlikle yasak. Tekne çalışanları ve kaptan o teknenin yaşayanları olduğu için, aslında bir misafirlikte olduğumuzu hiçbir şekilde unutmayıp, o teknenin yaşayanlarının mekanlarına zarar vermiyoruz. Bir nevi işyerinize müşterinizin gelip zarar vermesi hiç hoş kaçmaz gözünüze. Teknenizin ismi o gün unutmayacaklarınızın listesinin başında geliyor, tüm tekneler birbirine benzediğinden, en iyi ayırt edeceğiniz şey teknenin ismi, bir diğer sebebi de denizdeyken teknenizi bulamadığınızda bir diğer tekneye teknenizin adını söylediğinizde, telsizle kaptana bildiriliyor yeriniz ve tekneniz sizi buluyor.
Brifing sırasında göstermeli olarak tuvaletlerin nerede olduğu, soğuk ve sıcak içeceklerin nerede olduğu, mutfağa nasıl ulaşabileceğiniz ve benzeri diğer bilgiler de veriliyor.
Tekneye bindiğinizde ilk iş ekipmanınızı kurmak ve kontrol etmek, ardından brifinge kadar serbest zamanınıza kavuşabilirsiniz. Böylece dalış zamanından 5 dakika önce ekipmanınızda karşılaşacağınız herhangi bir problem size stres vermeyecektir.

8- Teknenin hakimi kaptandır, kaptandan sonra dalış rehberi gelir. Eğer tekneyi kendinize özel kiralamadıysanız, ben şu resife gidiyorum sür kaptan demeniz olası değildir. Ola ki Tiran’a gidiyorsunuz, dalınacak resifi dalış rehberi, rüzgar ve rüzgarın getirisi dalganın durumununu ve diğer gerekli etkenleri göze alarak planlar, bunu önce kaptanla paylaşır, kaptan kabul ederse gelir sizle paylaşır. Hiçbir dalış merkezi yoktur ki ben dalıcımı kötü yerde daldırayım, hiçbir şey göremesin bir daha da gelmesin buralara diye düşünmez, hepsi size en iyisini şartlar doğrultusunda vermeye çalışır.
9- Dalış için tekne üç yerde durmakta ve bunlardan birisi tekne anlaşmalarından dolayı şamandura olmak durumundadır. Kurallar gereği Jackson ve Shark&Yolanda da günde iki dalış yapmak mümkün değildir. Gönül ister ki mümkün olsa her dalış Shark&Yolanda olsa (herhalde yüzlerce snapper’ın yanında yüzlerce dalıcı sürüleri de görebilirdik bu durumda)...
10- Şnorkel yapmak için denize girmeden önce rehberinizden mutlaka onay alın, rehberiniz size tekneye geri dönüş için bir süre verecektir. Şamandura bağlanmayan alanlarda şnorkel yapmanız için, tekne şnorkelcileri toplu halde resife bırakmakta, belli bir süre verilmekte ve tekne sizi tekrar resife gelip almakta. Tekne sizi resife bıraktığı andan itibaren, tekne çalışanları tekneden sizi izlemeye devam etmektedir. Şnorkel sırasında da, yine dalış işaretlerimizden okey ve problem var işaretleri ile anlaşılmaktadır.(Yalnız bu okey parmaklarla olanı değil kollarımızı kavuşturarak yaptığımız büyük OK işareti ve problem var da sanki çift kolla büyük bir “güle güle” yaparmış gibi kollarımızı sallamak.) Eğer şnorkel yapmak istiyor, fakat derin sulardan hoşlanmıyorsanız otelin plajından denize girmenizi tavsiye ederim. Çoğu şnorkelci Ras Mohamed’de ya da Tiran’da derin sulardan dolayı memnuniyetsiz ayrılabilmektedir.
11- Dalış brifingi sırasında rehber size, dalış için ne zaman suya atlayacağınızı ve ne zaman hazırlanmaya başlayacağınızı söylüyor. Teknede bir’den fazla grup bulunuyorsa, ilk atlayacak olan gruptan önce platformda beklememeli, maske ve palet dışında tüm ekipmanınızı kuşanmış halde geride beklemelisiniz. Eğer akıntı dalışı yapıyorsanız, dalış rehberiniz size tüm ekipmanı kuşanmanızı söylediği anda maske ve paletler hazır halde bekliyorsunuz. Genellikle yaşadığımız en büyük problem bu yönde oluyor, akıntı dalışlarında tekne resife yaklaşır ve en kısa zamanda dalıcılarını resife bırakıp geri dönmesi hem resife yakın olan teknenin güvenliği için, hem de teknenin motor sesiyle ürküp kaçan büyük balıkların sayısını fazlalaştırmamak için, yine bir başka neden yüzeyde akıntı varsa arada mesafelerle atlayan dalıcıların birbirlerine yakın kalabilmelerinin zor olduğu ve akıntıda efor sarfedip yorulacakları için, için de için... İnanın ki kimse zevkten o sıcağın altında platforma tüm ekipman kuşatılmış bir şekilde sizi bekletmek istemez.
12- Hazır problem demişken bir başka en sık yaşanan problemden bahsedeyim, eğer şamandura dalışı yapmıyorsanız dalış sonrası tekneye çıkarken tüm ekipmanınız kuşanmış bir şekilde geri çıkıyorsunuz. Maske, ve paletleriniz her şey sizinle birlikte. Paletle tekneye çıkmak elbette zor ve uğraştırıcı bir iş, ama teknenin merdivenini elinizden kaçırdığınızda akıntıda paletsiz yüzmeniz sizi tekneden oldukça uzaklaştıracaktır. Tüm ekipmanınız kuşalı bir şekilde eğer ki tekneden kazayla geri suya düştüğünüzde, su da yaşayacağınız problem riski azalacaktır ve tekrar tekneye geri dönüşünüzü kolayca yönetebileceksinizdir. Hazır tekneye geri dönüş demişken, ola ki suyun altında rehberinizi kaybettiniz resif duvarına yanaşıp yüzeye çıkmalısınız, gözünüzün ucuyla teknenizi (tekne isminin unutmamanın önemi)bulup, sizi gözleyen kaptan ya da tekne ekibine ok işareti veriyorsunuz. Tekne resife yanaşırken, siz de resifden açılıyorsunuz ve tekneden size atılan halat’a tutunarak ilerleyerek tekneye varıyorsunuz. Resif’in kenarında tekneyi beklemeye devam ederseniz, daha çooookkkk beklersiniz gibi bir şey demek zorundayım, çünkü tekneler resiflerin dibine kadar girememekte.
Ayrıca halat’a tutunmuş bir şekilde ilerlerken sadece kollarınızla kendinizi çekiyor, paletlerinizi çırpmıyorsunuz, böylece arkanızdan sizi takip edenleri tekmelememiş oluyorsunuz. Merdivende tekneye çıkan varken tam altında beklemiyorsunuz, hayal edin o kişinin tüm ekipmanı ile tam tepenize düştüğünde olabilecekleri...
13- Hiçbir şeye dokunma! En önemli kural!!! 4 sene önce Çeşmede bir dalış sırasında ahtapotların yuvalarını yerinden oynatan bir rehber görmüştüm, ne kadar kaya varsa kaldırmıştı yerinden, ahtapotları bulup eline alıp, sırayla dalıcılarına elden ele gezdiriyordu. Ne farkı var, savaş için gelinen bir köyde tüm evleri yerle bir eden düşmandan! Biz kara insaları misafir olarak bulunduğumuz yerde, misafir olmanın adabına uymak zorundayız. Misafiriniz evinize geldiğinde her istediğini yapıyor mu, hayır!!! Siz de misafirsiniz, madem tutkulusunuz sualtına, o zaman sevmeyi ve sağlıklı sevginin getirdiği zarar vermememe duygusuna sahip olmalısınız. İzleyin ve o anı yaşayın, kameranız varsa kaydedin.
Sudan çıktığınızda gerinizde hiçbir şey bırakmayacağınız gibi hiçbir şeyi de sizinle beraber götürmemelisiniz.
Diyelim ki kaplumbağa gördünüz, üstüne hızla gittiğinizde zaten ürküp kaçacaktır, bu yüzden yavaş hareket ederek ilerleyin ki fotoğraf çekebilesiniz. Eğer kaplumbağayı yakalayıp, at gibi sırtına binmeyeciğine söz verirseniz (ola ki yaptınız- ertesi gün yeni bir dalış merkezi bulmanız gerekecek kendinize), küçük bir tüyo, kaplumbağa gördünüz, resif ile kaplumbağa arasında kalan bölgeden ilerleyerek giderseniz, resiften açığa doğru kaçacak ve dibe doğru gidecektir, bu yüzden kaplumbapa resif ile aranızda kalacak bir şekilde ilerlerseniz daha rahat fotoğraf çekebilirsiniz, bu kural diğer balıklar için de geçerli, tabi ki köpekbalıkları hariç :-)

14- Hiçbir şeye dokunma 2! Bu dokunmama kuralı da sizin açınızdan, bir çok balık toksik özelliklere sahip, dokunduğunuzda bu toksik size zarar verecektir. Sharm’da çok sık rastlayabileceğiniz stonefish, öldürücü seviyede zehire sahiptir, bunun dışında scorpionfish, kimi nudibranch, kimi deniz minareleri ve başka bir çok tür dokunmanız durumunda size ciddi anlamda zarar verecektir. (bunu yanlıiş anlamayın, bu türler agresif ve saldırgan değildir, yani siz dokunmaya çalışmadıkça hiçbir probleminiz olmayacaktır)
15- Mercanlara dokunma, ille de dokunacağım diyorsanız fire coral’a dokunun ki, gününüzü görün (Sakın denemeyin, ciddi anlamda canınız yanacaktır). Çoğu zaman dalıcılar, kırmızı yara izlerini göstererek, çok acıyor, nereye dokundum anlamadım gibi sorular soruyorlar, tanımlaması çok kolay: fire coral. İki hafta gibi bir süre sizinle yaşayacak kaşındırıcı bir ize sahip oldunuz demektir, ilahi adalet diyorlar buna :-) Şaka bir yana, belki de hiç bir şeye dokunmak istemediniz, sadece bcd’nizi dengeleyemiyorsunuz, mutlaka bu dengelemeyi iyi yapın, hem mercanlara, hem kendinize zarar vermeyin, hem de kum tepip görüş vizibiletinizi bozmayın. Eğer bu konuda sorun yaşıyorsanız, bulunduğunuz dalış merkezinin eğitmenleri ile sorununuzu paylaşın ve onların size sunacağı çözümlerden faydalanın. Padi dalış merkezlerinin byoncy control kurslarına katılabilirsiniz, ilerde fotoğraf çekmeye başladığınızda çok faydasını göreceğiniz bir eğitim bu.
16- Eğer brifing sırasında dalış rehberiniz tehlikeli organizmalardan bahsetmiyorsa, çekinmeyin siz sorun ve dalacağınız bölge hakkında sınırsız bilgi istemekten kaçınmayın. Misal titan trigger fish’in Temuz-Eylül dönemi arasında yumurtlama dönemi ve siz yumurtalarının yakınından geçerken size çarparak ya da ısırarak zarar vermeye çalışacaktır. Bu durumdan ve bu balıktan habersiz bir şekilde dalmak sizin dalış güvenliğinizi etkileyecektir. Dalış rehberinize soru sormaktan çekinmeyin, brifing sırasında iyi bir dinleyici olun.
17- Dalış süresi maksimum 60 dakika ya da 50 bar, dekolu dalış yok ve her dalışın sonunda 5 metre’de üç dakika güvenlik dekosu bekliyorsunuz. Dalış ile ilgili brifing sırasında tüm dalış işaretleri tekrar ediliyor. 100 bar’da ve 50 bar’da mutlaka rehberinize bildiriyorsunuz, 50 barda dalış son buluyor. Çimlenme yaparak dalışa devam etme gibi bir şey söz konusu değil, olası problemler durumunda badinizle çimlenme yaparak güvenlik dekosuna geçiyor ve dalışı badinizle beraber sonlandırıyorsunuz.
18- Öğle yemekleri 50 paund (9 dolara tekabül ediyor), açık büfe öğle yemeği ve sınırsız sıcak ve soğuk içecekler. İsterseniz dışarıdan da yiyecek-içeceğinizi getirebilirsiniz, ama benim tavsiyem mutlaka içecek seçeceğinen faydalanmanız, sıcak have ve dalış, ikisi bir arada olduğundan bol miktarda sıvı almalısınız vücudunuza, sadece teknede değil otelinize de döndüğünde sıvı tüketmeyi unutmayın.
19- Sharm El Sheikh’te rehberiniz olmadan kendi başınıza dalış yapabilmeniz mümkün değil, kimi dalış merkezleri rehbersiz dalış seçenekleri sunmakta, böyle mailler aldığınızda CDWS ve SSDM’e aldığınız mail’i forward edin. Hiçbir şey sizin güvenliğinizden daha önemli değildir, sizinle Türkiye’den gelen eğitmeninizin bölgenin yerel rehberi olmadığını ve bölgeyi iyi tanımadığını unutmayın. Bölgeyi iyi bilmeyen birisinin size sunabileceği ne kadar iyi bir dalış alternatifi olabilir, bu bir yana asıl önemli olan akıntılı suların olduğu bir bölgede güvenliğiniz açısından bu tür organizasyonlardan uzak durun. Kimi dalış merkezleri normalde rehber olmayan Padi Advance dalıcıları rehber gibi kullanmakta, ucuz iş gücü sağlamakta, CDWS’in kurallarına göre Dive Master ve üstü olmayan ve yine CDWS’in rehberlik sınavından geçmeyen hiçkimse rehberlik yapamaz.
20- Dalışlar bittikten sonra tüm ekipmanlarınızı kasalarınıza yerleştiriyorsunuz, eğer rehberiniz ertesi gün aynı botta olacağınızı teğit ederse elbisenizi asılı olarak kurumaya bırakabilirsiniz. Rehberiniz ertesi gün için size kaçta otelinizden alınacağınızı söylüyor, tekneyi terkedip minibüsle otelinize bırakılıyorsunuz.
Önemli Not: Tekne’de, tekne brifigi aldığınız sırada, dalış rehberinizden oksijen tüpünün yerini göstermesini isteyip, dolu olup olmadığını ve maskelerinin bulunup-bulunmadığını göstermesini isteyin. Oksijen tüpü bulunmayan bir teknede dalma riskini göze almayın, dalış merkezinin siz dalışa başlayana kadar tekneye dolu bir oksijen tüpü ulaştırmasını talep edin.

1- Ey Sharm El Sheikh yolcusu, hava alanında karşılaşacağın domuz gribi önlemlerine hazırlıklı ol ve hava alanında uzun bir süre geçireceğini bil, yanında yiyecek bir şeyler bulundur, her şeyden önemlisi hava alanında dolduracağın ufak form için kalemin olsun ki, kalem sırası ne zaman sana gelecek diye bekleme.
2- Dalışlardan sonra teknede giymek için pamuklu-uzun kollu hatta kapşonlu şeyler getir. Rüzgar çarpabilir.
3- Su, şu an itibari ile 26 derece yani shorty ile dalabilirsin, ama yinede benim önerim full-wetsuit giymen ki, dalıştan sonra üşümeyesin. Gün itibari ile hava 24 derece, ama 24 ile 30 derece arası günden güne değişim gösteriyor. 24 dereceyi duyunca moralini bozma, derece ölçümlerinin gölgede olduğunu hatırla, yazları aynı hava durumu 55 derece olan sıcaklığı 39 derece diye söylüyor. Gündüzleri şortun, t-shirtün veya bikinin ile gayet sıcak bir tatil geçirebilirsin.
4- Yaz bitti köpekbalığı göremeyeceğim diye düşünme, manta ve balina köpek balığı dışında, çoğu araştırma köpekbalığı görme şansının şu aylarda daha fazla olduğunu söylüyor.
5- Manta sezonu bitti ama eagle ray yıl boyu görülebiliyor.

6- Eğer dalgadan hoşlanmıyorsan ve mide bulantısı sorunun varsa, tekneye gelmeden sabah kalvaltısı sonrası önlem olarak bulantı hapı al. Teknedeki ilk yardım çantasında mutlaka bulunacaktır, ama ilaç etkisini gösterene kadar senin miden çoktan bulanmaya başlayacaktır.
7- Taksilerle pazarlık yapma, taksiye bin ve gideceğin yeri söyle, vardığında paranı uzat ve taksiden in ve yoluna git.
Taksi tarifesi :
- Naama Bay-Hadaba: 20 paund
- Naama Bay-Old Market: 15 paund
- Hava Alanı- Naama Bay: 50 paund (normalde 40 ama)
- Naama Bay-Shark’s bay : 50 paund (normalde 40)
8- İki tip eczane bulunmakta: turistik ve normal eczane. Normal eczanelerde ilaçlar çok ucuz, turistik olanlarda ise pahalı.
9- Yine iki tip süpermarket bulunmakta: Turistik ve normal. Naama Bay’deki marketler pahalı olanları, Old Market yolu üzerindeki Metro ve Hadaba’daki Sheikh Abdallah, hem bölgedeki en büyük, hem de normal fiyatlı marketlerdir. Taksiye Metro ya da Sheikh Abdallah ismi vererek rahatlıkla ulaşabilirsin.
10- Tatile geldiğini unutma ve biraz paraya kıy, dünya mutfağından denemeler yap. Little Buddha, Hard Rock Cafe hem eğlence hem de mutfak olarak deneyebileceğin yerler. Tandori ‘yi(Camel Hotel’in içinde-Hint Mutfağı, kesinlikle tavsiye ederim), Danane’yi (Naama Bay’de Mc Donalds’a giderken sağda köşede kalıyor-Balık ve et restaurantı)hem fiyatları, hem temizliği, hem servisi mükemmel.
11- Camel Bar, bölgenin en ünlü barı. En üst kattaki masa ve minder düzenekli yeri için bir gün önceden rezervasyon yapmak gerekiyor. Ama alt katta yenilenen roof’u, üst katı aratmıyor, mutlaka erken gidin, geç saatlerde masa bulma sorunu yaşayabilirsiniz ve bar düzeneğinde ayakta kalabilirsiniz. Fiyatlar gayet uygun, türk lirası ile bir bira 6 milyon civarı, yemekleri tavsiye ederim, özellikle “indian basket” favorim. Hint yemekleri, Tandori’den gelmekte.
12- Dalışa gitmeyip, eğlenceye akıcak olanlar için “Pacha Disco” tavsiyem, yine Little Budha bir diğer alternatif.
13- Giyime meraklı bayanlar için Hadaba’dak Il Mercarto’ya gitmelerini öneririm, ünlü markaların mağazaları var, ayrıca dünyaca ünlü kitap mağazası Virgin’İn bir şubesi de bulunmakta. Dvd,müzik, elektronik, kitap, t-shirt’leri bakmakta fayda var. Restaurantlar dışında Mc Donalds ve Starbucks’da bulunmakta (Starbucks için mango suyu ve cheese kek’İ mutlaka tavsiye ederim, ardından da kahve tabi)

14- Otelinizin plajı yoksa, plaj için buranın en ünlü dalış bölgelerinden de biri olan Ras Um Sid’deki El Fanar Beach’i tavsiye ederim. Hele ki dalış tekneleri gelmeden önce suya ilk atlayan olursanız kaplumbağa ve eagle ray görme şansınız çok yüksek.
15- Eğer küçük çocuklarınız ile gidecek bir plaj arıyosanız da Shark’s Bay çocukların yüzmesi için en uygunu.
16- Derin denizde, dibi görmeden yüzemem diyorsanız tekneler ile şnorkel yapamaya gitmeyi denemeyin.

17- Mısır’a gelmişken Piramitleri de görün. Naama Bay’de onlarca tur şirketi bulunmakta, hepsine rahatlıkla güvenebilirsiniz çünkü zaten bu ofisler turizm bakanlığının şartlarını yerine getirmek zorundalar. Tur fiyatları 40 ile 60 euro arası değişiyor, Size 60 euro derlerse fiyatı 50’ye çekin, 50 derlerse 40’a(en kötü 45’e giderseniz). Sizin tur şirketiniz bu fiyatlardan daha pahalı yapıyorsa, sorgulamak yerine, yanınızda türk bir rehber ve grubunuz olduğunu ve turu hazırlayan kişilerin bir efor sarfedip, zaman harcadıklarını ve mesleklerinin bu olduğunu hatırlayın, kafanızda soru işaretleri oluşturmayın. Dalış hocanız sizin iş yerinize geldiğinde nasıl bedava hizmet veremiyorsanız, aynı saygıyı ona da gösterin.
18- Çölde ATV turuna gideceksiniz, kafanızı- gözünüzü iyice kapatacak bir şeylerle sarın, motor ile giderken çekim yapmaya çalışmayın, çöl kumu lenslerden içeri girecektir. Durduğunuz zaman çekimleri gerçekleştirmeniz kameranızın sağlığı açısından daha iyidir.

19- Dalışlarda yaşayabileceğiniz herhangi bir sağlık problemi için, limanın hemen çaprazında ünlü Dr. Adel’in de bulunduğu Chamber bulunmakta. Çok ufak bir şey de olsa buraya gidip muayene olmakta çekinmeyin. Gitmişken rica ederseniz, hem de basınç odası nasıl bir şeymiş görmüş olursunuz.
20- Paranızı exchange ofislerinde mısır paunduna çevirerek harcama yapın. Otelde para bozdurursanız daha düşük kurdan alacaklardır.
21- Biri size derse ki yemeklerde pamuk yağı falan kullanılmakta veya benzeri şeyler, inanmayın gayet yemeğine göre ayçiçek, zeytinyağı veya mısırözü kullanılmakta. Otelde yiyeceğiniz yemeklere güvenebilirsiniz, restaurantlarda ise mideniz hassas ise dikkat etmelisiniz.
22- Dalışlarda mercan çalmayın demeyeceğim, bunun yerine otelinizde kapı arkasında yazan notu okuyun, hava alanında bavulunuzda x-ray cihazından geçerken yakalanacak mercanlar için ne kadar para cezabı ödeyeceğiniz gayet açık ve net olarak yazmakta. Boşverin para cezalarını, doğayı incitmenin sizin gibi bir sualtı severe yakışmayacağını hatırlayın.

23- Balık restaurantlarında olurda yumurtalarıyla bir karides servis edildiğinde ya da avlanması için yeterli büyüklüğe sahip olmayan bir balık servis edildiyse, servisinizi sebebini de söyleyerek geri gönderin, hatta bunu Türkiye’de de yapın.
24- Dalış malzemesi, aksesuarları, kitapları ile ilgili alışveriş yapmak isterseniz Naama Bay’de Beyond Limit, Old Market’te yine Beyond limit, Old Market’te Thistlegorm Dive Shop, Metro Alışveriş merkezinin yanında Scuba Tech’e gidebilirsiniz.
25- Olur da sevap işlemek isterseniz, burada yaşayan bir Türk’e kitap (ne olursa),Rakı veya siyah zeytin getirebilirsiniz.
2010 Ekim itibari ile yapılan edit:
An itibari ile hava da su da çok sıcak, su 30 derece, hava ise isilik geçirecek kadar sıcak, üç hafta içinde hava değişmezse uzun kollu hiçbir şey getirmenize gerek yok.
Sizin de tahmin edeceğiniz gibi havaalanında domuz gribi kontrolü bu sene yok, ama vize polislerine dikkat, "köprüyü geçene kadar ayıya dayı de" deyimini unutmayın, vizeniz olsa bile 3-4 saat havaalanında sizi gıcıklığına bekletebilirler. Her ne olursa olsun sakın sesinizi yükseltmeyin ve polise diklenmeyin, güleryüz yılanı tatlı deliğinden çıkarır demişler.

Fotoğrafların üzerine tıklayarak büyük hallerini görebilirsiniz.
Bilim ve teknoloji haberlerine ilginiz var mı bilmiyorum, ama sualtı ile ilgili iseniz bu haber dikkatinizi çekebilir. Geçtiğimiz ay, gazetelerde Hubble’ın uzay’dan çektiği görüntülere rastlamışsınızdır, henüz görmediyseniz NASA’nın web sitesini ziyaret ederek görebilirsiniz. (görmek için tıkla)
İkisi arasındaki inanılmaz benzerliği Sean keşfetti, bana da buraya yazmak düştü.
Sharm El Sheik, stonefish görebilmeniz için oldukça şanslı bir bölge ama burada yıllarca yaşamasına rağmen henüz bir tane bile görememiş bir çok dalıcı var. Suyun altında farkedilmesi en zor canlılardan birisi, bu yüzden de dalış sırasında görmek çok zor. Buna rağmen çok kötü bir yüzücü olması sebebiyle bir kere buldunuz mu, ilerleyen haftalarda rastlaması daha kolay oluyor. Shark’s Bay’de iki ay boyunca aynı yerde rastladığım stonefish olduğu gibi, yine Shark’s Bey’de farklı bir stonefish’in kimi gün yerinde bulamadığım ama birkaç gün sonrasında aynı yerde bulduğum olmuştur.
Yolanda Resif''inde bu stonefish'e rastladım,
Stonefish ağzındaki avı Grey Moray ile (Gri Müren)
Latince adı “Synanceia verrucosa” olan bu dünyanın en zehirli balığını türkçe’de taş balığı olarak kullanabiliriz. Dünyanın en zehirli balığı ve medikal müdahale yapılmadığında insanlar için ölüme sebep verebilecek stonefishler aslında insanlara karşı saldırgan değiller. Kazaların en büyük sebebi bu kendini çok iyi kamufle eden canlının insanlar tarafından farkedilmeyip üstüne basılması ile gerçekleşiyor. Onüç zehirli sırt dikenine sahip olan stonefish, kendine koruma içgüdüsüyle, insanlara karşı kullanıyor. (Bu tehdit üstüne basmanız ve rahatsız etmeniz vb...) Bu sırt dikenlerini sadece defansif bir sebeple kullanıp, asla avında kullanmaz, zaten avlanmazlar, kamuflaj yetenekleri sayesinde avlarının kendilerine gelmesini beklerler. Yukarıdaki fotoğraf'da görüldüğü gibi ağzında gri müren ile fotoğraflamış bulunmama rağmen, kaynaklarda küçük balık, karides gibi türler ile beslendiği yazıyor. Emin değilim ama tahminimiz üzerine (yaklaşık 5 saat sonra aynı yere yaptığımız dalışta da pozisyonu değişmemiş bıraktığımız gibi bulduk) bu müreni yemeye çalışmış ve argo bir tabirle müren boğazında kalmış ve soluyamadığından dolayı ölmüş. Tabi ki bu sadece bir tahmin...
Suyun dışında 20 saat kadar yaşayabilip, maksimum 40 cm’ye kadar büyüdükleri görülmüş. Ben genellikle 25 ile 30 cm arası uzunlukta olanlarına rastlamaktayım. Ayrıca fotoğraf çekerken çok dikkatli olmalısınız, çünkü kötü de olsa yüzebiliyor. Bir keresinde profil fotoğrafını çekmeye çalışırken, bir orfoz balığının başka bir balığı kovalarken hızla stonefish'in arkasından geçmesiyle, stonefish'in zıplama ile yüzme arası bir stille yüzüşünü gördüm.
Fotoğrafların üzerine tıklayarak büyük hallerini görebilirsiniz.
Daha öncesinde ölümcül vakalara sebep olması sebebiyle, bunu duyan bir çok dalıcı için korkunç olarak değerlendirilen bu balık’tan korkmanızı gerektirecek bir sebep yok.
Denge yeleğinizi iyi bir şekilde kullandığınız sürece bu balık tarafından yaralanma şansınız yok denebilecek kadar az. Bu yüzden de, böyle bir sorununuz varsa hem kendinize hem de misafir olduğunuz dünyanın sahiplerine zarar vermeminiz için PADI’nin " Peak Performance Buoyancy" türkçe adıyla "Mükemmel Yüzerlik" eğitimini almanızı öneririm.














