Bazen çok güzel geri dönüşler alıyorum yazılarımdan, beni oldukça mutlu eden... Bazen de gelen güzel yorumlar arasından bazılarını haketmediğimi düşünüyor ve madalyayı hakeden insanların boynuna takmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Tıpkı bugün olduğu gibi...
Çoğunluklu olarak blog yazılarımla, yaşam tarzımla ya da fotoğraflarımla ilgili aldığım övgüler arasında "hayranlık uyandırıcı" tabiri geçiyor. Çok güzel bir övgü ama bu övgüyü aslında çok daha hakeden birisinden bahsetmeden geçemeyeceğim.
Çoğunluklu olarak blog yazılarımla, yaşam tarzımla ya da fotoğraflarımla ilgili aldığım övgüler arasında "hayranlık uyandırıcı" tabiri geçiyor. Çok güzel bir övgü ama bu övgüyü aslında çok daha hakeden birisinden bahsetmeden geçemeyeceğim.
Yeni yazı
http://derinlerdebirukala.com/?p=331&preview=true
Bazen dalışların ve fotoğraf çekmenin monotonlaştığı anlar olur, sürekli aynı balıklar, aynı mercanlar, aynılaşmanın getirdiği sıradanlık ve sıradanlığın sıkıcılığı diye liste uzar, uzar da gider. Böyle zamanlarda sizi dürtecek bir uyarana ihtiyacınız olur, benim için o uyaran daha önce hiç görmediğim bir balığı görmektir. İşte böyle günlerin birisinde; gözbebeklerimi pörtletircesine, ölü mercanların artık bir kaya formuna dönüştüğü yapılarda, yeni ve küçük olan bir şeyler bulmaya çalışırken, içimdeki sessiz çığlıkların “eureka, eureka” diiye evrene karışmasını medet umuyordum. Tam da bu duyguların içindeyken, birden heyecan, mutluluk, kalp atışlarının hızlanmasıyla birlikte şanslı günde olduğumu anladım. Gözlerim ve ben bayram sevinci yaşamak üzereydik!.. Ama o da ne, saniyeler ile beraber bakış açımın da değişmesiyle beraber bayram sevinci yerini hayal kırıklığına bıraktı.
Birkaç saniyelik bir yanlış anlama, bana sanki boynuzları olan cüce bir gobi ile karşılaştığım ve bu türü kitaplarda bile görmediğim hissini yaşatmıştı. Biraz daha iyi bir fotoğraf çekebilseydim, bu balığın boynuzları olan bir gobi olduğuna insanları inandırabilirdim bile… Eğer baktığım konumu değiştirmeseydim, inandığım bu antenli gobi gerçeğini benden kimse alamazdı.
Dalış bitip, üstünden günler geçmesine rağmen bu fotoğraf ve yanılsama hiç aklımdan çıkmıyor, çünkü bana hayatın içindeki yanılsamalarımızı, kutuplaşmalarımızı ve çatışmalarımızı hatırlatıyor.
Hele ki gün geçtikçe daha da kutuplaşan ve bu kutuplaşmaların iyice çatışmalara dönüştüğü şu günlerde hepimizin biraz da olsa dünyayı ve bizim gibi olmayan insanları daha iyi anlamaya ihtiyacı var.
Olaylara sırf bizim gibi bakmadığı ve farklı değer yargıları taşıdığı için, karşı tarafa kin duymak, onu yargılamak ya da yargısını değiştirmeye çalışmak aslında bizim insan yapısıyla ilgili çok da bir şey bilmediğimiz anlamına geliyor.
Paradigma kelimesini duymuşsunuzdur, hatta anlamı hakkında da bilginiz vardır. Doğan Cüceloğlu’nun tanımlamasıyla “Paradigma, bireyin iç ve dış dünyasını algılayıp yorumlamasında etkili olan tüm faktörleri kapsar. Algılama, yorumlama ve bilme süreçleriyle ilgili tüm etkenlerin yarattığı örgütlü ve dinamik düşünsel sisteme algı düzeneği ya da paradigma adı verilir. Paradigma, farkına varmadan taktığımız bir psikolojik gözlüktür; iç dünyamızı olduğu kadar dış dünyamızı da bu gözlük aracılığıyla görürüz”. Şimdi bu uzun tanımdan bir şey anlamadıysanız, çok daha kolay olan bir tanımı geliyor "paradigma, baktığınız gözlüktür ve bu gözlük kişiye özeldir, hayatı boyunca karşılaştığı tüm etkenlerin oluşturduğu bir gözlük".
Yani kimimiz köpekbalıklarını canavar olarak görür, kimimiz ise onların okyanusun imparatorları olup büyüleyici canlılar olduğunu düşünür. Bu iki düşünce biçimi de paradigmadır. İki farklı düşüncenin sahibinin doğduklarından itibaren yaşadıkları, okudukları, öğrendikleri,karşılaştıkları sonucunda oluşan bakış açılarıdır.
Çok basit bir matematiği vardır, paradigmalar bakış açılarını, bakış açıları ise davranışlarımızı oluşturur. Dinden, siyasete, hayvan sevgisinden, herhangi başka bir konuya kadar olan tüm karşıtlıkların sebebi, işte bu paradigmadır. Yani anlamamız gereken tek bir şey vardır, bizim gibi düşünmeyen bir kimsenin paradigması farklıdır ve o paradigmayı, doğduğundan beri karşılaştığı etkenler belirlemiştir. Tıpkı bizim karşılasıp da etkilendiğimiz etkiler gibi… Hangi aileden geldiğimiz, büyüdüğümüz çevre, öğretmenlerimiz, arkadaşlarıımız, okuduğumuz kitaplar, günlük yaşadığımız olaylar, her şey ama değişimi sağlayan her şeyin sonucunda paradigmamız oluşmuştur.
Paradigma gerçeğini algıladığınızda ise; bir insanı yargılama ya da o insanın dünyaya bakış açısı yüzünden ondan nefret etmek gibi bir şey söz konusu olamaz. Çünkü tıpkı bilimde olduğu gibi hayatın içerisinde de uygulanması gereken formul şudur: Bakış açıları birer karşılaştırma modelleridir ve doğru ya da yanlış olduklarından bahsedilemez. Yani kıyaslama değil, karşılaştırma yapılır. Tıpkı bilimde paradigmaların doğru ya da yanlış olarak sınıflandırılmayıp, üstün gelen paradigmanın geçerlilik kazanması gibi ve daha sonra kendisinden daha üstün gelen bir paradigma ile geçerliliğini yitirmesi gibi…
Hani bir gün, dünya güzel bir yer olacak düşüncesi var ya! İşte insanların paradigma gerçeğini anlayıp da, olaylara sırf kendileri gibi bakıp-yargılamayan; aksine kendilerinin hiç hoşlanmadığı bir görüşe sahip olan insanlardan, hiç tanımadan nefret etmeyi durduklarında, işte o gün dünya daha güzel olacak.
http://derinlerdebirukala.com/?p=331&preview=true
Denizden uzakta doğdular; tutsaklar ve denizi göremeden ölecekler… Bir deniz canlısına bundan daha büyük eziyet yapabilir misiniz? Peki ya bu eziyete ortak olabilir misiniz?
Hani bir yere yardım söz konusu oldu mu, o yardımı yapmaktan kurtulmak için kullanılan meşhur bir deyim vardır “Herkes önce kendi kapısının önünü temizlesin” diye… Madem yıllarca bu deyimi kullandık, işte gün geldi ve kendi kapımızın önünü temizliyoruz. Dalgıçlar, denizseverler, yüzücüler, yelkenciler ve dahası… 6 Kasım’da kendi kapınızın önünü temizlemek için, ben de bir şeyler yapabildim demek için, sonradan pişman olmamak için, içinizin huzur bulması için, kendinizi iyi hissetmek için, bir organizasyonun içinde olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlamak için, çok sevdiğiniz deniz canlıları için, çok sevdiğiniz deniz canlısı olup da denize hasret doğup-büyümüş yunuslar için…
7 Kasım ve 8 Kasım 2011 tarihinde Ortaca ve Dalyan’daki etkinliklere katılabileceğiniz gibi, eğer koşullarınız oraya gitmeye elvermezse bulunduğunuz bölgede kendi etkinliğinizi düzenleyip yerel basını çağırarak destek verebilirsiniz. Buradaki en önemli nokta etkinliklerimizin sesini duyurmak, yani yerel ya da ulusal olan medyayı düzenlenen eylemlerden haberdar etmek, yoksa kendi çalar-kendi oynar gibi bir durumla karşı karşıya kalmış oluruz. Yani bir grup toplandık, hadi suyun altında posterlerimizi açalım dediğimizde, bundan bizden başkası haberdar olmayacaksa, yaptığımız etkinliğin çok da faydası olmayacaktır. Hızlıca google efendi’den bulunduğunuz bölgedeki gazete ve dergilerin, varsa televizyonların numara ya da e-mail adreslerini bularak iletişime geçebilirsiniz.
(Organizasyonla ilgili daha detaylı bilgilere ulaşmak için
Sualtı Gazetesi Editörü : Ege SAKİN
0507 510 23 30 / egesakin@gmail.com)
Şimdi konu açılmışken bir de işin bir diğer boyutlarından söz etmek istiyorum. Öncelikle bu sadece yunuslar için yapılan bir eylem değil, tüm tutsak deniz canlıları ve korunmaları gereken Caretta Caretta’lar için yapılıyor. Organizasyonu düzenleyen ekip, dünyada korunması gereken tek canlıların sadece deniz canlıları değil korunmaya ihtiyacı olan tüm canlılar olduğunu düşünüyor. Yani sadece yunusları değil koskoca bir dünyayı umursuyorlar.
Son zamanlarda, yunusların The Cove filminden sonra popülerleşmesi ile insanların popülerlik uğruna bu etkinliklere ilgi gösterdiği ile ilgili kimi fikirler oluşmakta. (Zamanında medyada – ratingin tavan yapması gereken alanlarda) çalıştığım için rating nedir ve getirileri nelerdir oldukça iyi bilen biriyim. Ayrıca tv işlerinden önce belgesel projelerde de çalıştığım için belgeseli de yeteri kadar biliyorum )The Cove’a eleştirel yönde bakabilirsiniz, fakat getirilerini asla inkar edemezsiniz. Koskaca bir kitle bu popülerlik sayesinde Yunuslar’ın tutsaklığından ve yapılan katliamlardan haberdar oldu, filmi izledikten sonra bu tesislere adım atmamaya kararlı insan sayısındaki değişim küçümsenecek gibi değildir. Yani birileri kendini starlaştırabilir, kimi kurumları daha fazla öne çıkarır, kimisini çıkarmaz, yapımcılar bu belgesel üzerinden kar yapar-yapmaz. Olaylara bu noktadan bakamayız, The Cove yapması gerekeni yapmış ve bir belgeseli memur Ahmet’e de, üst düzey yönetici Caner’e de, üniversite öğrencisi Ayşe’ye de izlettirebilmiş ve vermek istediği mesajı iletebilmiştir. Bunu rating kurallarına uyduğu için becerebilmiştir. Bu nedenle filmin içindeki starlaşmaya, rating adına izlenen yollara kızmak, sonucu gözden görmezliğe benziyor.
Gelelim bir diğer soru işareti? Bu kadar efor neden sadece Yunuslar için?
Öncelikle bu eylem sadece Yunuslar için değil, Tutsak deniz canlıları ve Caretta Caretta’lar için. Eğer bu etkinliğin baş organizatörlerinden Ege Sakin’in facebook sayfasına bir göz atarsanız, bu kadar eforun sadece deniz canlıları, ya da popüler Yunuslar için değil tüm canlılar için sarfedildiğini fazlasıyla görürsünüz. Pis-kaka diye hiç sevmediğimiz yaban domuzları için Ege’nin sarfettiği çabalar ayakta alkışlanacak cinstendir. Bizler sadece hayatın kolay ve suya sabuna az dokunur taraflarında olduğumuz için tüm olup biten etkinliklerden bihaberizdir. Hem tüm bu olup bitenlere sessiz kalır, bir de üstüne bir güzel nutuk çekeriz “insanlar ölüyor, siz hayvanlara yemek derdindesiniz” diye. Bizler, açlıktan ya da savaşlardan ölen insanlar için hiçbir şey yapmaz iken, bir de dünyayı bir yerinden iyiye doğru değiştirmeye çalışan insanlara bilgiçlik taslamakta üstümüz yoktur. Eee madem bu kadar kendi kapısının önündeki pislikten fazlasını temizlemeye meyilli olmayan insanız; o zaman konu deniz canlıları, dalgıç olan da bizleriz. Kapı da bizim kapımız. Yani 7 ve 8 Kasım’da aktif olması gereken kişi sensin ey dalıcı! Mesajı aldın, yerine ulaştır.
Peki her yemek tarifinin sonunda olduğu gibi yemeğimizi afiyetle yedik, bitti mi diyeceğiz sonunda, elbette ki hayır. Artık bir aktivistsin, bir sonraki görevinde muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki kanda mevcuttur. Madem artık bir özgürlük savaşçısısın, o halde ilk görevin tutsaklığın olduğu yerlerden uzak durmak. Milyonlarca dolarların döndüğü, özgürlükle alakası olmayan akvaryum dalışları artık senin için de bir hapishanedir.”Uzaklara gitmeye gerek yok, köpekbalıklarını ayağınıza getirdik zihniyetinden uzak dur”.
Senden dünyayı değiştirmeni değil, kendi içindeki dünyayı değiştirmeni bekliyoruz.
Görsel sanatlar ile az-çok ilgisi olan herkesin bildiği bir terim vardır ki, o da “Bakmak ile görmek arasındaki fark”tır. Kendisine de selam olsun, bundan yıllar öncesinde Aytuğ Aydın diye bir Kurgu Yönetmenliği hocam vardı. Kendisinden öğrendiğim en önemli ders (o zaman kendisi de en önemlisinin bu olduğunu söylerdi) bu olmuştu. Geçmişteki iş deneyimlerim bir yana, bugün hayattan ve hayatın sanata yansımasından bir tat alabiliyor ve bir şeyler anlayabiliyorsam, bunun en önemli etkisi Aytuğ Bey’in bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmemizi sağlamış olmasıdır.
Geçmişe selam çakarak yaptığım bu girişten sonra bugünkü konumuza geçmek gerekirse, başlıktan da anlayabileceğiniz üzere Sualtında Soyut Fotoğrafçılık, bir diğer adıyla Abstract Fotoğraf...
Biz insanoğlu gerçekten de tuhaf varlıklarızdır. Şöyle bir araştırma yapsak (ki ne gerek var yapmaya bir yerlerde yapılmışı mutlaka vardır)köpekbalığından mı korkarsınız yoksa hırsızlardan mı diye, sonuç kesinlikle köpekbalığı olacaktır. Hatta bu cevabı verenlerin içinde denize hiç ayak basmamış insanlar bile olacaktır.
Yurdum insanı, dört bir yanı kapkaçcı, tinerci, tacizci ile çevrilmiş; hırsızlar tarafından girilmedik ev nerdeyse kalmamış olmasına rağmen, bir köpekbalığı fobisi tutkusuna sahiptir. Alışılmış ve bilindik olanın korkusu, şehir insanının hayatına girmiş ve sıradanlaşmıştır. 1975 yılından beri eskimeyen, trendini kaybetmeyen tek bir korku varsa o da “Spielberg hediyesi Köpekbalığı Korkusu”dur.
Durumlar vahim sevgili okuyucu... Son beş aydır adım adım bir kötüleşme süreci yaşandı ve hala da yaşanmaya devam ediyor. Çoğu kişi, her şey düzelecek, her şey yoluna girecek, paniğe gerek yok derken, kimileri de en başından beri pesimist bir davranış sergilediler. Olayların siyasi nedenleri ve boyutlarını bir başka yazıya pas ederek, kısa ve öz olarak durumu paylaşacağım.
Sharm el-Sheikh’e gelenler, hatta gelmeyip sadece ününü duyanlar bile Ras Mohamed Ulusal Parkı’ndan haberdarlardır. 1983 yılında Ulusal Park ilan edilen Ras Mohamed, Mısır turizminin bel kemiklerinden birisidir. Sinai Valisi, bu bel kemiğini kırıp da hem kendi ülkesinin turizmine derin ve iyileştirilemez yaralar açacak, hem de ekolojik bir felaketin yaşanmasına sebep olacak bir karar aldı. Elli altı balıkçı teknesine Ras Mohamed’te ticari balıkçılık faaliyetlerini legal bir şekilde yapabilmesi için gereken bir izin verdi.
Ulusal Park’ta olması gerektiği gibi balıkçılık faaliyetleri bugüne kadar kesinlikle yasaktı. Üç-dört hafta öncesinde Mısır devrimi’nin yarattığı kimi otorite boşluğu ve bazı kurumların görev tanımlarının boşaltılması nedeniyle, balıkçıların denetlenmesini yapacak bir kurum olmadığından, balıkçı tekneleri yasadışı bir şekilde Ras Mohamed Parkı’nda balık avlıyorlardı. Şimdi ise yasadışı da diyemeyeceğimiz bir şekilde, yani gayet yasal hakları ellerinde olarak avlanmaya devam ediyorlar.
Mayıs-Haziran aylarının İmparator (Emperor fish)balıklarının yumurtalama döneminin başlangıcı olmasından dolayı çok acil bir şekilde bu iznin kaldırılması gerekiyor.(sebep sadece yumurtalama dönemi değil, bu karar doğal sualtı parkı’nda ekolojik bir felaket yaşatacaktır) Bu yüzden de Ras Mohamed’in bugün denizi, çevreyi, doğayı seven herkesin yardımına ihtiyacı vardır.
Eğer hatırlarsanız geçtiğimiz yıl olan köpekbalığı saldırılarının en önemli sebeblerinden biri aşırı avlanmada bulunan ticari balıkçılıktı. Balıkçıların avladığı snapper ve emperor(imparator) balıkları köpekbalıklarının en önemli besinlerinden biridir. Köpekbalığı saldırıları sonucu önemli miktarda turist kaybeden Mısır, Sinai valisinin bu kararıyla yeni köpekbalığı saldırılarına sebep olabilecektir.
Bölgenin tüm ekolojik dengesini bozacak bu kararın kaldırılması için, lütfen aşağıdaki linke tıklayarak, Sinai Valisi’ne, sizin adınızdan gönderilecek dilekçeyi imzalayın.
http://www.thepetitionsite.com/2/stop-fishing-in-ras-mohammed-national-park/
Alt tarafı, internette bir imza, hiç bir işe yaramaz ki diyerek es geçmeyin. Unutmayın, internet bugün insanlığın en önemli güçlerinden birisidir. Lütfen, organize olmayı kolaylaştıran, küçücük eforlar sarfederek, çok büyük taşları yerlerinden oynatan bu gücü hafife almayın ve bir imza da siz atın.
Sonradan gelen ekleme:
CDWS’in çalışmaları ve uygulamaya son vermek için başlattığı kampanya çok kısa sürede cevap verdi ve Shark’s Bay Umbi Diving’in evsahipliğinde Bedevi Balıkçıların temsilcisi, CDWS’in Başkanı, Ras Mohamed Ulusal Park’ın temsilcileri bir araya geldi. 19 Mayıs’ta yapılan karşılıklı görüşme sonrası ortak anlaşma sağlanarak, 20 Mayıs’ta Bedevi Balıkçı tekneleri Ras Mohamed bölgesini terketti. Bedevi Balıkçılar, Sinai sularında avlanan Bedevi olmayan 15 kadar balıkçı teknesine bölgede avlanma izni verilmemesini istedi ve Mısır Askeri görevlileri bedevi olmayan balıkçı teknelerini göz altına aldı. Sinai sularında Bedevi olmayan balıkçı tekneleri görüldüğünde tutuklama kararı çıkarıldı.
Şu an yasal olarak Ras Mohamed Ulusal Parkı’nda balıkçılık tekrardan yasak, fakat yasadışı yollardan yapılan ticari avcılık ise tam olarak bir muamma.
Bazı şeylerle karşılaşırsanız, yahu benim nasıl aklıma gelmedi dersiniz ya, işte ben de tam o duruma nail oldum ve nasıl benim aklıma gelmedi dedim. Birileri düşünmüş, taşınmış, yapmış bir şeyler... İşte bu düşünceyi hayata geçiren kişi beni de buldu ve "vay be, bayıldım bu fikre"dedirtdi.
Aslında özgün bir fikir olmayan, zaten bir yazarı olup da entry girmeyeli uzun zaman olan ekşi sözlüğün bir kopyası diyebiliriz Marin sözlük için. Ama bu kopya, kendi içinde öyle özgün ki, bu da beni cezbetmeye yetiyor. Bir sözlük düşünün, sadece deniz ve denizcilikle ilgili tanımların yer alacağı uçsuz bucaksız bir sözcük. Bir balık fotoğrafladınız, orfoz olduğunu biliyorsunuz fakat ne tür bir orfoz olduğunu öğrenmeniz lazım, ya da popüler dalış mekanları hakkında bilgi almak istiyorsunuz, sadece bu mu; elbette ki hayır, deniz için engin sıfatı kullandığımıza göre deniz ile ilgili bir sözlükte tıpkı engin bir deniz gibi olacaktır elbette...Hele ki her bir insanın farklı yaşanmışlıkları ile oluşan tanımlamaları ile her gün daha da ilgi çekici bir hal alacaktır.
Dünyada benden başka bir örneği daha var mıdır, varsa da ne çokluktadır bilmiyorum, fakat ne zaman ki hamile kaldım; ilk hesapladığım tarih bebeğimin dünyaya gelmesi iken, ikincisi de dalışa dönüş yapacağım tarihdi. Tüm planlarımı normal doğum üzerine yapmıştım, böylelikle hem doğumdan dört hafta sonrasında dalışa başlayabilecektim, hem de vücudum bir operasyona uğramamış olacaktı ki derken, planlarım tutmadı ve sezaryen ile Mina Lisa’yı dünyayı getirdim. Bu sefer tarih belli olmuştu, sekiz hafta sonrasında suya dönecektim, hem de Mina ikinci ayını tamamlamış olacaktı; böylelikle onu da yanımda götürecebilecek ve denizden faydalanmasını sağlayabilecektim.
Aradan geçen bir ay gibi bir zamanın neticesinde CSI Köpekbalığı görevlileri araştırmalarını tamamladılar, yaptıkları sorgulama yöntemleri sonucu 40 kadar köpekbalığı suçlu bulunarak idam edildi.
Bu yukarıda yazdığım cümleden sonra insanın boğazı tıkanıyor ve daha ne yazabilirim ki diyor, her şeyin sonuç özeti aynen yukarıdaki gibi. Tatil için gelip şnorkel yapacak ya da yüzecek olanların korkmasına artık pek de gerek yok gibi, hem deniz suyunun soğuması sebebiyle hem de katledilmeleri sebebiyle ortada saldırabilecek pek bir oceanic white köpekbalığı kalmadı.
Durumun özeti budur, bölgeye çağrılan köpekbalığı uzmanları herkesin ilk günkü söylediğinden farklı bir şey söylemeyip ratinglerini arttırmak dışında bir şeyler yapmadığı gibi, katledilen köpekbalıklarının bahsi basın toplantılarında yer almadı.
Bu yukarıda yazdığım cümleden sonra insanın boğazı tıkanıyor ve daha ne yazabilirim ki diyor, her şeyin sonuç özeti aynen yukarıdaki gibi. Tatil için gelip şnorkel yapacak ya da yüzecek olanların korkmasına artık pek de gerek yok gibi, hem deniz suyunun soğuması sebebiyle hem de katledilmeleri sebebiyle ortada saldırabilecek pek bir oceanic white köpekbalığı kalmadı.
Durumun özeti budur, bölgeye çağrılan köpekbalığı uzmanları herkesin ilk günkü söylediğinden farklı bir şey söylemeyip ratinglerini arttırmak dışında bir şeyler yapmadığı gibi, katledilen köpekbalıklarının bahsi basın toplantılarında yer almadı.
Sharm el-Sheikh’te her iki taraf için de kötü bir dönem geçiyor. Ortalıkta onlarca asparagas haber dolaştığı yetmezmiş gibi, bir de gazetelerin heyecan verici anlatım dili kullanarak insanlarda uyandırılan köpekbalığı korkusu yer almakta. Olayları takip etmek isteyenler için önereceğim tek adres CDWS’n internet sitesi, aralıksız olarak yazılı açıklama yapıp, doğru bilgilendirmeyi yapıyorlar. Önce kısaca bir durum özeti geçeceğim, sonra da kişisel yorumlarımı katacağım.
30 Kasım 2010 tarihinde şnorkel yapan iki kişi(iki ayrı saldırı) Ras Nasrani dolaylarında Oceanic White tip köpekbalığı tarafından saldırıya uğrayıp, ciddi bir yaralanmaya maruz kaldılar. İkinci saldırının hemen öncesinde köpekbalığı, dipteki dalıcılara yaklaşmış ve dalıcılar tarafından fotoğrafı çekilmiş, dalıcılardan ayrılır ayrılmaz da yüzeye çıkarak saldırıyı gerçekleştirmiş.
Ey okur; çok kızgınım ve sana laflar hazırladım. Hayatın boyunca “nerede o eski bayramlar, eskiden kapımızı kilitlemezdik, bizim çocukluğumuz ne güzeldi-şimdiki çocuklara yazık, etraf katil-sapık kaynıyor, ne olacak bu CHP’nin hali vs..” diye yakınmaktan geri kalmazsın, ne zaman ki bir şeyleri değiştirmek için senin de ufak desteğine ihtiyaç olunsa, ortadan kaybolursun.
Bundan iki ya da üç yıl(tam net hatırlayamıyorum yılı)kalbi iyi bir takım insanlar Japonya’dan Türkiye’ye getirilecek yunusların gelişini engellemek için çırpınırken The Cove filminin henüz piyasada olmaması nedeniyle kimsenin gıkı çıkmadığı gibi, şimdi de sirk hayvanları için bir film çekilsin, oskar alsın da biz de kınayalım diye bekler durursun.







