Taksim'den Tahrir'e hep aynı sistem: Çatışma!

Saturday, September 20, 2014

Dünyanın neresinde olursa olsun, birisi özgürlüğü için protesto ediyorsa, benim kalbim onunladır. Bu yüzden Tahrir’deki halk ile Taksim’deki halkın protestosu arasında benim için bir fark yoktur. Sadece birine, kendi ülkem ve aktif direnenlerinden biri de ben olduğum için gönül bağım daha fazladır. Can her yerde can’dır, özgürlük de her yerde özgürlüktür. Dini, dili, ırkı, eğitimlisi, eğitimsizi olmaz. Tüm Haziran boyunca hükümet ve hükümet politikasını destekleyenlerin direnişçileri ötekileştirmek için buldukları en iyi tezgah “başörtüsü” meselesini ortaya atmak olmuştu. Tezgahlarının hala Pazar yerinin ortasında durduğu ve bu alışverişin hala devam ettiği de ayrı bir mesele… Evinde oturan halkı en iyi nasıl ötekileştirebilirlerdi?
Eğitim düzeyi mi? Din mi? Kürt-Türk ayrımı mı yoksa zengin fakir ayrımı mı? Hepsinden sınıfta kalırlardı. Görüntüleri didik didik arayarak evindeki halkı ötekeleştirecek en iyi sonucu buldular ve dediler ki “Başörtülü kardeşlerime saldırıyorlar”. Evinde oturan halk anlayamamıştı anneleri, anneanneleri ya da akrabaları başörtülü olan bu çocuklar deli mi niye saldırsınlar ki diyemedi! İşte Tahrir’de de aynı sistem bu hafta itibari ile çalışmaya başladı. Tecavüz timi adı verilen gruplar, Tahrir meydanı’ndaki kalabalığa karışarak biri Norveçli gazeteci olmak üzere 7 kadına toplu tecavüz gerçekleştirdiler. Müslüman Kardeşler destekçileri ise hızla “protestocular kadınlara tecavüz ediyorlar” haberlerini yaydılar. Hatta dediler ki protestocular Türkiye’de başı örtülü kadınları burada ise başı açık kadınlar hedef alıyorlar. Yine hükümet destekçileri en ufak bir sorgulamaya dahi gitmediler “yahu bu insanlar özgürlük için oradaydılar, en çok da kadınların özgürlüğü için” demediler. İşte dünyayı kötüye sürükleyen en büyük etken de budur, körü körüne inanmak. Herhangi bir siyasi ya da siyasi olmayan düşünceye körü körüne inanmak. İşte o zaman, göz görmez, gönül işlemez, ölene rahmet dilenmez. Yaşa padişahım sisteminin devam etmesi tek bir şeye bağlıdır, sorgulamamak! Bu yüzden felsefe dersleri de pek de istenmez okullarda, çünkü sorgulamayı öğrenmesin bu çocuklar isterler. Her faklı görüşün insanı, körü körüne kendi görüşüne bağlansın, evdeki -sokaktakini, sokaktaki de - evdekini anlamasın ister. Böylece çatışma dediğimiz karşıt güçlerin zıtlılığı ile doruk noktaları ortaya çıkar. Bu doruk noktaları da siyasi güçü elinde tutanlar olurlar. Toplumdaki çatışmalardan ve zıtlıklardan beslenirler. Drama’da çatı dediğimiz bu olay, gerçek dünya’da da birebir uygulanır. Dünyada gücü elinde tutanların hepsini şöylece hızla aklınızdan geçirin, hepsinin şiddetli taraftarları ve taraf olmayanları vardır. Birçoğumuz çatışmanın sadece dış ülkelerin yararına olduğunu zanneder ama çatışmalar en çok ülke içindeki partilerin işine yarar. Tüm partiler bu çatışmalarla beslenir ve bu nedenle de çatışma bitsin hiç istenmez. Ak Parti başörtüsü ya da dindarlık çatışması hiç bitmesin ister, çünkü bu partisini yukarı taşır, ama PKK sorunu çözülsün ister, çünkü BDP’nin kendinden bu çatışma nedeniyle oy çaldığını düşünür. CHP ise Ulusalcılık ve Kemalizm ile yarattığı çatışma ile yükselmeyi hedefler. Yani Yurtta Sulh, Cihan’da Sulh diyerek iktidara gelecek bir parti hiç düşünmeyin. Hep savaşacağız ve hep birbirimize kırdırılacağız. Bu oyunu bozacak tek şey olan sorgulama ve felsefeyle beslenenler ise hepimiz tarafından ütopyacılar olarak adlandırılacak, o ütüpyacılar da ya kendi dünyalarını kendi içlerinde kurarak toplumdan her geçen gün daha soyutlanacaklar ya da kötünün biraz daha iyisini bulma ümidiyle kimi zaman çatışmalara dahil olacaklardır. İşin bir diğer yanı ise tüm taraflar, karşı tarafın bu oyun ile beslendiğini ve ortalığı karıştırma çabasında olduğunu iddia eder. Biri "oyuna gelme" der, diğeri "iç savaş çıkarmak istiyorlar" der. Bunu diyenler yıllardır oyunu oynayanlardır, ama şimdi oyuna yeni oyuncular dahil olmuştur ve yeni oyuncular az-biraz felsefe okumuş, hayatı en güzelinden yaşamaya çalışmış çocuklardır. Bunlarla uğraşması zordur, çünkü çatışmadan kaçınmaktadırlar. Din elden gidiyor deseniz, Taksim Meydanı'nda namaz kılarlar, başörtülü kardeşlerimize saldırıyor deseniz, başörtülü kardeşlerinizin polis tarafından tartaklanan görüntülerini pat diye önünüze koyarlar. Yıllarca birbirlerini döner bıçaklarıyla kovalayan futbol taraftarlarını kolkala meydana çıkarmayı organize ederler. İşte bu oyunda başlarına gelen en kötü şey de bu olur. Önünüze çıkarttıkları çatışmalara, aklın gücüyle yanıt vermek olacaktır. Bunu yapmak bize bir şey kazandırır mı derseniz, bugün için sistemin başındakilerin aklını karıştırıp, işlerini zorlaştırmak ve de fayda dediğimiz pasta'dan bir dilim alabilmemizi sağlayacak tek yöntem olacaktır. Çünkü şu an başetmeyi bilmedikleri tek yöntem budur, hükümet politikalarının bununla da baş etmeyi öğrenmeleri uzun zaman almayacaktır.

You Might Also Like

0 yorum

Populer Yazılar

Like us on Facebook