Bu Fotoğrafı Soyutlasak da mı Saklasak!




Görsel sanatlar ile az-çok ilgisi olan herkesin bildiği bir terim vardır ki, o da “Bakmak ile görmek arasındaki fark”tır. Kendisine de selam olsun, bundan yıllar öncesinde Aytuğ Aydın diye bir Kurgu Yönetmenliği  hocam vardı. Kendisinden öğrendiğim en önemli ders (o zaman kendisi  de en önemlisinin bu olduğunu söylerdi) bu olmuştu. Geçmişteki iş deneyimlerim bir yana, bugün hayattan ve hayatın sanata yansımasından bir tat alabiliyor ve bir şeyler anlayabiliyorsam, bunun en önemli etkisi Aytuğ Bey’in bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmemizi sağlamış olmasıdır.

Geçmişe selam çakarak yaptığım bu girişten sonra bugünkü konumuza geçmek gerekirse, başlıktan da anlayabileceğiniz üzere Sualtında Soyut Fotoğrafçılık, bir diğer adıyla Abstract Fotoğraf...






Hepimizin kendini başarılı bulduğu yerler vardır, benim de sualtında konu olarak kendimi en başarılı bulduğum yer Soyut Fotoğraf’tır. Haliyle ilgim olunca, ilgim olan konu hakkında sorgulamalarım, sorularım, bulamadığım cevaplar ve etraftaki cevapları kafamdakiler ile örtüştüremediğim yerler oldu ve olmaya devam ediyor.

Gündem için gazeteleri nasıl takip ediyorsam, başarılı bulduğum fotoğrafçıların gündemini de mutlaka takip ederim, en son nerede dalmışlar, ne fotoğraflamışlar , nasıl fotoğramışlar... Bunların hepsini zevkle izler ve izlediklerimden de fikirler oluştururum. Yine böyle izlemelerin ardından aklımda oluşan en önemli soru işaretlerinden birisi de Soyut Fotoğrafçılığın suyun altında yanlış kullanılıyor olabileceği idi. Sonra bu soru kafamda başka sorular daha oluşturdu, en sonunda ulaştığım nokta “sualtı fotoğrafçılığında en önemli yanlış neydi” sorusu oldu. Bugün ki yazı soyut fotoğraf üzerine olduğundan, sualtı fotoğrafçılığında en önemli yanlış neydi konusu” bir başka zamana kalıyor ve bu konuda sizin de düşünceleriniz varsa bana mesaj atmanızı bekliyorum. Böylece bir sonraki konumda sizin görüşlerinizden de faydalanabilirim.



Çoğumuz soyut akımının temelinde soyutlanma isteği olduğunu düşünürüz, ilk başlarda da zaten böyle yaklaşılmış soyut düşünceye, fakat sonradan şartlanmışlıklardan kurtulma isteği olduğu kanaatkar düşünce olmuş. Bu şartlanmışlıklar en başta elbette ki görsel dünyamızı biçimlendiren ışık(ve onun getirisi renk)ve açı (biçim)’dır.

Resim sanatının belgeleme amacıyla doğduğu gibi, fotoğraf da gerçeğe daha yakın bir bir biçimde belgelemek amacıyla doğmuştur.  Bu zaten hemen hemen her yerde bulabileceğiniz bir cevapken, sanat’ın doğuşu konusunda tartışmalar hala devam etmektedir. (Siz yine de benim bu sözlerimi çok ciddiye almayın, işin uzmanı sanat tarihçileri’dir, her zaman bir bilene sorun demişler.) Benim fikrim, sanat’ın subjektif öğeler katılmasıyla doğduğu yönündedir, olayların gerçekliğini en iyi resimleyen değil en iyi yorumlayanın olduğu noktada sanat başlamıştır. Bu nedenle ki resim sanatının coştuğu nokta Picasso olmuştur, tamamıyla farklı bir bakış açısıyla bakarak gerçekliği yeniden yapılandırmıştır.


 Sanat’ın derinliklerine inmeden soyut sanat’a dönmem gerekirse; bir eserin soyut olabilmesi için doğanın getirdiği nesnel gerçekliğe ait hiçbir şeyin olmaması gerekir. Şartlandığımız gerçekliklerden uzak olmalıdır. Hayal gücümüzü resmedebildiğimizden soyut resim yapabilmek mümkünken, fotoğrafın teknik özellikleri nedeniyle soyut fotoğrafı çekebilmemiz oldukça güçtür.

Sualtında ise fotoğrafçıların en ilgi duyduğu ve en güzel kareleri çektikleri bir alandır. Fakat sualtı fotoğrafçıların soyut olarak adlandırdıkları bu tür, aslında büyük bir yanlışlık içerir. Çekilen fotoğraflar soyutlama yöntemi ile çekildiği için, sualtı fotoğrafçıları tarafından soyut fotoğraf olarak adlandırılırlar, ama aslında soyut sınıfına girmemektedir. Fotoğrafçılar tarafından çoğu zaman soyut ve soyutlama birbirine karıştırılır, ya da aralarındaki farklılık bilinmez. Soyutlama, bir obje ya da suje’nin bir detayını öbür detaylarından ayırarak tek başına ele alan bir işlemdir. Çoğu zaman deniz kestanelerini fotoğraflarken bu yöntemi kullanırız ve sonucunda bir yanlışlık olarak fotoğrafımızı soyut sınıfında kategorilendiririz. Soyutlama yöntemi ile çektiğimiz fotoğraflarda, zihinde eski bilgiler canlanarak çektiğimiz fotoğraftaki detay, çekmediğimiz diğer detaylarla birleşerek nesneyi akla getirir. Böylece soyutlama yöntemi ile somuta tekrar ulaşmış oluruz, bu da bize soyutlamanın somut’a ulaşmak için bir araç olduğunu gösterir. En önemlisi de soyut fotoğraf’ta nesnenin gerçeklikle ilişkisi kesilir, nesnenin detaylarını çektiğimiz fotoğraflarda gerçeklikle ilişkimiz kesilmediğinden soyut fotoğraf çekmiş sayılamayız. Bu nedenle de sualtında soyut fotoğraf çekebilmemiz için, macro lensler değil geniş açı lensler daha avantajlıdır. Soyun altındaki mağara gibi oluşumlar ışık oyunlarının da yardımı ile gerçeklikten iyice uzaklaşarak soyut fotoğraflar çekebilmemiz için ideal yerlerdir.



Soyutlama yöntemi ile çekeceğimiz fotoğraflar için ise makro lens kaçınılmaz bir araçtır. Detaylardaki büyüleyici güzellikleri farketmek ve onları fotoğraflamak aslında sanıldığı kadar kolay değildir.  Sizden önce defalarca aynı şekilde kadrajlanmış bir sujeyi,  hiçkimsenin daha önce bakıp görmediği bir açıdan çekmek maharetin ta kendisidir. Bunun için de daha önceden görüntülediğiniz canlı fotoğraflarını inceleyerek, detayları önce bilgisayar üzerinde keşfedip, sonra sahneye geri dönerek kafanızda zaten planlamış olduğunuz kareyi  çekmek size iyi bir neticeyi getirecektir.

Planlanmamış kareleriniz için ise en iyi yöntem, görüntüleyeceğiniz canlı ile karşılaştığınızda, dur-düşün ve icraat’a geç yöntemini uygulamak başarılı bir fotoğraf yakalamanızı kolaylaştıracaktır. Çoğu zaman hepimizin yaptığı "dal ve karşına çıkan her şeyi hızla fotoğrafla”, bilgisayar başında mahsullere bakarken hayal kırıklığı yaşamakla sonuçlanır. Çünkü iyi fotoğraf için en önemli unsurlardan biri suyun altındaki sujue’ye konsantre olmaktan geçer.  Bu yüzden önce kendinize amacınızı sorun, yüz tane kötü fotoğraf mı, yoksa üç tane iyi fotoğraf çekmek mi? Cevabınıza göre dalışınızı programlayın.



Soyutlama yöntemi ile çekilen fotoğrafların başında deniz kestanesi detayları gelmektedir, bu nedenle de artık deniz kestanesi detayı çektiğinizde, fotoğrafınıza bakanlardan olağanüstü bir ilgi görmeniz mümkün değildir. Sizden önce aynı şekilde defalarca görüntülendiğinden, eğer farklı ve az bulunan bir deniz kestanesine rastlamadıysanız, kendinize başka model arayışına geçerek, vaktinizi öldürmeyin diyebilirim.

Balık kuyruk ve yüzgeçleri ise detay fotoğrafları için inanılmaz bir zenginliktir ve henüz sıradanlık kazanmamıştır. Mercan doku detayları ise bir diğer zenginlik sağlayan konu olduğu gibi mercan dokuları ile dokunun üzerindeki makro canlıları bir araya getirerek çok iyi sonuçlar çıkarabilirsiniz.



Yukarıda da yazdığım gibi yöntem aslında çok basit: dur-düşün ve uygula... Mesela eline kameranı al ve şu anda bulunduğun mekandan çık ve tekrar içeri girerek hızla  bir şeyin fotoğrafını çek, ardından tekrar mekandan çık ve içeri gir fotoğraf makinesine dokunmadan şöyle bir etrafına bak ve neyi - nasıl fotoğraflasan daha güzel olurdu diye düşün ve ardından fotoğrafla. Sonuçları karşılaştır. İşte suyun altında da her şey tıpkı bu şüreçte ilerliyor.

Yorumlar

  1. Blogunuza Aziz Bey sayesinde ulastim, fotograflar ve yazilar harika, nice basarili dalislar ve fotograflara...

    Guney

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar