Sapla samanı karıştırmak!



Bu aslında bir dalış bloğu, ama burada gazete haberlerini okudukça öfkelenmemek elde değil. Her geçen gün halk olarak nasıl pasifize edildiğimizi görmek canımı acıtıyor.

Artık bu Ergenekon destanı, Hollywood filmlerinin senaryolarına benzedi, komplo teorisi bu değil de nedir? Yetmiş yaşını aşmış adamlar terör örgütü kuruyorlar (tamam yaşla alaka kurmak yanlış olabilir, Deniz Baykal’ın hala bu yaşta siyaset yaptığını, ya da Amerikan Başkanlık seçimlerinde Obama’nın rakibi John McCain akla getirilirse, bu tez rahatlıkla çürütülebilir.); yaşlarını ve konuşulabilecek tüm özeliklerini bir yana bırakalım, bu adamların tek ortak noktası Kemalist olmaları; Akp’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılmaz özelliklerinden birisi olan laiklik özelliğinin üzerinde kara bir bulut oluşturduğunu savunmaları, her fırsatta Akp karşıtı yorumlara sahip olmaları.

Şimdi bu oyunlarını daha başarılı hale getirmek için bir kozlarını daha sundular. İbrahim Şahin’in evinde çıkan krokiler ve bu krokilerde çıkan noktalardaki gömülü silahlar. Hadi İbrahim Şahin, bunamış falan olsun, herkesin gözaltına alındığı bu dönemlerde evinde böyle krokileri saklamış olsun, gerçekten bunları yapmış olsun( İbrahim Şahin’e en ufak bir sempati duymamamla beraber, tüm bunların yalan olduğuna inanıyorum), Kemal Gürüz, İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Tuncay Özkan ve birçoklarının bu adamla en küçük bir ilişkisi yokken aynı davada yer alıyormuş gibi göstermek.




Kitle İletişim derslerinde öğretilen en önemli derslerden birisi “Toplumsal Bellek”. Bugün İbrahim Şahin operasyonun gerçekleşmesinin tek sebebi işte bu toplumsal bellek’tir. Yıllar geçse bile Ergenekon’dan akılda kalacak şeylerin başında bu silahlar yer alacaktır, böylece kim suçlu, kim suçsuz, aslında ne oyunlar dönüyor, hepsi unutulup gidecektir. Geçmişte Susurluk örneği duruyor işte, ne kaldı toplumsal belleğimizde, kamyon-silah-mafya-derin devlet-Abdullah Çatlı. Peki bir Mehmet Ağar vardı ne oldu ona, ya da Tansu Çiller... Aklanıp gittiler beyinlerimizde, biz çoktan Mehmet Ağar’ın Susurlukla olan ilgisini unuttuk, gitti. İşte bu oyun bundan ibaret...
Gelelim bu sevdiğim adamların çeteci olarak suçlanmalarına (Kemal Gürüz, Kemal Alemdaroğlu, Tuncay Özkan, İlhan Selçuk ve daha bir çoğu), eğer onlar çeteciyse bende en az onlar kadar çeteciyim, bu hükümet ilk geldiği günden beri, bu hükümeti buradan indirmenin yolu yok mu acaba diye beynimi az meşgul etmedim. Dürüst siyasetçi diye Tayyip Erdoğan’ı seven sevgili Türk halkı, İstanbul Belediye Başkanı iken , kaçak evi olan Tayyip Erdoğan’ı çoktan unutmuştur, o zamanlar bu kaçak evden başka da bir malı yoktur kendisinin. O zamandan bu zamana nasıl zengin oldu, çocukları fabrikatör oldu, Türk Halkına bir anlatsın biz de kendisinden faydalanalım isterim.

Bu çeteciler, askeri darbe ile Akp Hükümeti’ni indirmeyi istediler, hangimizin aklına gelmedi ki, hangimiz bu asker Akp’ye her höt dediğinde, yüreklerimizde evet bunlar şeriat getirmek isterlerse bu asker onları oradan indirir diye bir umuda sahip olmadık. (gün geçtikçe bu umudum da azalıyor).

Bugün şeriatın Türkiye’ye getirilebileceğine inanmayanlar, işte size eğlenceli bir animasyon filmi “Persepolis”, hem biraz eğlenirsiniz hem de biraz içiniz kararır. İran’ın zamanında geçtiği yolardan çoktan yol almaya başladığımızı görürsünüz.
Akıllarınızdaki bir diğer soru ise, “bu büyük güçler niye bu kadar İslamlaşmamızı istiyor”olabilir, çok kafa kurcalamayın, hemen İslam ülkelerine bakın, ne kadar ürettiklerine bakın, ne kadar özgür olduklarına bakın, İslam ordusu için savaşanların silahlarının markasına bakın, bakın da bakın, önemli olan görmeye çalışın.

Shakespeare, “hayat dediğin yedi perdelik bir oyun” demiş, kaç perdelik bilmiyorum ama siyaset dediğin bir oyun ve bu oyunun en önemli parçalarından birisi; insanları oynanan oyunlara inandırmak. Bu oyunlara inanabilmemiz için bir takım oyunlar daha sahnelenip durmakta, biz sadece magazin ünlülerinin hayatlarını yalandan ibaret sanıp duralım, aslında politikacıların da magazin ünlüleri gibi imajları olduğunu, söyleyecekleri her kelimenin birileri tarafından yazılıp- çizildiğini, kendilerini inandırıcı kılmak için nasıl dersler aldıklarını aklımıza getirmeyelim.

Son olarak sadece şu sorunun cevabı ne olabilir diye düşünün içinizden;
Sizce, Uğur Mumcu, Taner Kışlalı ve Bahriye Üçok yaşasalardı, Egenekon Çetesi üyesi oldukları için gözaltına alınırlar mıydı?

Hepsi bu...

Yorumlar

  1. Uğur Mumcu göz altına alınmazdı. O, oluşumu tespit edip karşıt olduğu için zaten on defa öldürülürdü.
    Taner Kışlalı göz altına alınır, sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırdı. Alman İstihbaratı fırsattan istifade kendisini ortadan kaldırırdı.
    Bahriye Üçok'a kimse karışmazdı.

    Başka soru?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar