Popüleri sevememek!

Saturday, September 20, 2014

Bir insanı tanımadan sevmek mi, bir insanı tanımadan sevmemek mi  anormal???
Tanımadığınız bir insan…Hakkında sadece eş-dost, medya ya da sosyal medya’dan duyduklarınızla kafanızda bir imaj oluşturmuş ve nötr kalmak yerine sevmek ile sevmemenin arasında bir tercihte bulunur  bulmuşsunuz kendinizi…

Sevmemek… Tanımadığımız bir insanı sevmemek sağlıklı mıdır? Elbette, mesela benim hayatımda sevmediğim iki insan’dan biri (Evet! Evet,  topu topu iki insan için sevmiyorum terimini kullanabilirim 5 milyarda)hiç tanımadığım bir siyasetçi, ama hayatımı bir şekilde olumsuz yönde etkilemesi ve bana zarar verecek kararlar alması nedeniyle sevmediğim insanlar  listesinin başında gelmektedir. Benim hayatımla ilgili istemediğim kararları alıp, dolaylı yoldan hayatıma etkileri olan bu siyasetçiyi sevmemek tamamen mantık sınırları içinde kalır.
Peki sizin hayatınızla hiçbir alakası olmayan bir insanı sevmemek, işte burada  sağlıksız bir durum sözkonusu. Aslında sizin de sevmeme gibi bir durumunuz sözkonusu değil, duygularınızı ifade etme yanlışlığı, bir nevi seçilen kelimelerin özensizliği ile doğru kelimeyi seçememe  durumumu da diyebiliriz.
Aslında tanımadığınız insanların hoşlanmadığınız davranışlarından onları sevmeme gibi bir durum ortaya çıkmaz, sadece hoşlanmazsınız. Kişi değil, yaptığından hoşlanmazsınız, çünkü tanımadığınız kişiyi nasıl sevmeyebilirsiniz.
Nereden çıktı şimdi  tüm bu sevip-sevmemeler derseniz, bu sabah iklim nedeniyle  hiç  soğumayan kahvemi  yudumlayıp, neredeyse günlük gazetelerin yerini tamamıyla almış sosyal medya’da, kim ne yapmış diye hayat paparaziliği yaptığım sırada karşılaştığım yorumlardan çıktı.
Beni okuyorsanız, ilgi alanınızın ortak olması nedeniyle Şahika’yı da tanıyorsunuzdur. Yasemin Dalkılıç’ın ismini duyurduğu serbest dalış sporunda popülerlik bakımından bayrağı daha da yukarı çekmeyi başaran kişi.
Hakkında o kadar çok olumsuz yorum okudum ki, yaptıklarını yakinen takip etmesem belki yanılıyor olabilirim diye, bu yazıyı rafa kaldırabilir ve sosyal medya paparaziliğine devam edebilirdim, ama sen yazmazsan , ben yazmazsam zaten bir elin parmakları kadar olan sualtı bloglarından hangisi yazacak diyerekten, yine bir hıdırellez günündeymişçesine kendimi ateşin üstüne doğru atmaya karar verdim.
Hiç popular olmayan bir sporda oldukça popular olan bir sporcu niye sevilmez? Bazılarınız biliyorum ki şöyle yanıtlayacak ondan daha derine dalan popular değilken onun popular olmaması lazım. Peki neden? Bırakalım da serbest dalışın ismini kimse duymasın diye mi?
Bir keresinde bizi ziyaret eden bir dalıcı grubundan şöyle işitmiştim: “Sevmiyoruz, çünkü bu işi ticarete döktü”. Yani istiyoruz ki, bu kızımız rekorlar kırsın, profesyonel bir sporcu olsun (adı üstünde profesyonel demek bu işten para kazanması anlamına geliyor.) ama bundan para kazanmasın. Hazır rastlamışken yine bir kavram karmaşasını çözelim: profesyonel sporcu! Yani bir doktorun doktorluktan, bir  avukatın avukatlıktan ya da fenerbahçe’de oynayan bir futbolcunun futboldan para kazanması kadar normal olan Şahika’nın da serbest dalış’tan para kazanmasıdır. Bizim gözümüze batan ise Şahika’nın aslında hepimizin kazandığından daha az sosyal güvencesi olan reklam gelirleridir ki gelirlerin neredeyse tamamına yakınını (büyük ihtimalle tamamını) bu sporu yapabilmek için  harcadığı gerçeği varken, acınası bir durumdur böyle düşünenlerimiz için.
Su sporlarının, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde bu kadar az popular olması nedeniyle bu sporla ilgilenen tüm dalıcıların bu işi sadece “bu işi” yaparak yaşamlarını sürdürebilmeleri neredeyse imkansız durumdayken, Şahika’nın tüm engelleri yıkarak, hayatını hayal ettiği şekilde yaşaması bence gurur duyulacak bir iştir. Saf olmak istiyor ve “reklam manyağı” diye nitelendirme yapan kişilerin, sistemin nasıl işlediğinden haberdar olmadığını düşünerek, popular olmayan spor dallarında bir sporcunun spor hayatını sürdürebilmesi için reklamlara ihtiyacı olduğunu ve bu reklamlar olmadan profesyonel spor hayatını sürdürmesinin imkansız olduğunu hatirlatmak isterim. Biraz ferah içinde yaşamayı başarabilen her sporcu için mutluluk duyalım, sanki gelmiş de bizim cebimizdeki parayla bu feraha kavuşmuş gibi davranmak yerine…
Yıllar önce henüz bu kadar popular değilken, tanıştığım çalışkan, akıllı ve mütevazi kızın söylediği tek bir şey vardı, “ben bir tek dalmak istiyorum”. Tıpkı dünyada olan diğer örnekleri gibi ve ister inanın ister inanmayın o çalışkan kız, tüm dünyayı çok iyi takip ederek, hiç yorulmadan, kendini her konuda geliştirerek bu noktaya geldi ve benim ilgiyle takip ettiğim bir sporcuya dönüştü. Aralarda yoruldum demiş midir, ya da yeter demiş midir bilmiyorum, ama insanın popüler olmayan bir sporda kendini popüler yapabilmesi kolay olmasa gerek, serbest dalış hakkında hiçbir şey bilmeyen  insanlar tarafından adınızın bilinmesi, reklamveren tarafından tercih edilmeniz. Kendisine sormak lazım derinlere inmek mi daha kolay, derinlere inebilmek için destek bulmak mı diye?
(Fotoğraf: Tahsin Ceylan)

You Might Also Like

0 yorum

Populer Yazılar

Like us on Facebook