Güzel şeylerden bahsedelim, güzel şeyler olsun!

Bazen çok güzel geri dönüşler alıyorum yazılarımdan, beni oldukça mutlu eden... Bazen de gelen güzel yorumlar arasından bazılarını haketmediğimi düşünüyor ve madalyayı hakeden insanların boynuna takmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Tıpkı bugün olduğu gibi...

Çoğunluklu olarak blog yazılarımla, yaşam tarzımla ya da fotoğraflarımla ilgili aldığım övgüler arasında "hayranlık uyandırıcı" tabiri geçiyor. Çok güzel bir övgü ama bu övgüyü aslında çok daha hakeden birisinden bahsetmeden geçemeyeceğim.

Bir maceracı'nın zirve fotoğrafları!


Fotoğraf ile ilgiliyseniz şu deyimi hep duymuşsunuzdur : “Kuralları yık”. İşte geçtiğimiz günlerde bir fotoğrafçı kuralları tamamıyla yıktı, fakat farklı bir açıdan…

Vitaliy Raskalov, rus bir fotoğrafçı, sıradan biri değil, yüksek gökdelenlere, kulelere korkusuzca tırmanan isim yapmış bir maceracı. Çektiği fotoğraflar birer proje işi, yani bir geziye gitmiş ve kamerası boynunda asılı bir halde şipşak çekim yapan fotoğrafçılardan ayrı bir yerde yer alıyor.

Arkadaşlarıyla bir ekip halinde çalışıyor ve daha önce benzeri projelerle bir çok dünyaca ünlü gazeteye çoktan haber olmuş. Arkadaşları ile normal bir turist gibi Piramit’lere bilet alıp giriş yapıyor ve Piramit’Lerin kapanmasına yakın bir zamanda sfenkslerden birinin içine saklanıyor. Tüm alanın boşalması ve görevlilere yakalanmadan Piramit’in tepesine tırmanmak için 5 saate yakın bir sure gizlenerek bekliyor ve güvenli ortamı bulduklarında Piramit’İn tepesine çıkarak planladığı projeyi gerçekleştiriyorlar.

Bir kaçış olarak Fotoğrafçılık!


Bugün, Dünya Basın Fotoğraf Ödülleri’nde ödül alan fotoğraflara baktım ve içimde (aslında uzun zamandır olan fakat bekleyen) bir yazma isteği doydu. Malum bloğum sürekli oralak sorgulama yazılarıyla dolu ki, şimdiden söyleyeyim bu da bir sorgulama yazısı olacak, eğer fotoğraf çekiyorsan ve pohpohlama bekliyorsan hızla uzaklaş ey okuyucu!

Malum artık hepimizin Facebook’u ve Twitter’ı var ve bu organlarda kendi reklamını yaparken işin ayarını çıkaran facebook dostlarımız ise her geçen gün daha da artmakta. Birbirinden kötü fotoğrafların bir sanat eseri gibi sunulması, hiçbir sanatsal ya da teorik eğitimi olmayan insanların kendilerini guru ilan ederek fotoğrafçılık dersi vermeleri ve onların peşine takılanlar.

Diğer yanda ise yıllarca gerek eğitimi, gerek ise malzemesine zaman ve para yatırımı yapmış olan profesyonellerin, mesleklerinin her geçen gün daha az kazandıran bir hal olmasıyla karşı karşıya kalmasının zorlukları var.

Kaos ise hergeçen gün büyüyor  ve daha da çözülemez bir hal alıyor. Peki fotoğrafçılık mesleği neden bu kadar popüler oldu? Kimler profesyonel, kimler başarılı, kimler amatör, kimler sanatçı?

Hepimiz ailelerimiz tarafından başarılı bir kariyer, iyi bir eğitim gibi amaçlarla büyütüldük. Meslek seçimlerimize yönelirken çalışma saatleri, stresi, çalışma ücreti ve mesleğin geleceği gibi kavramlardan bihaberdik. Bildiğimiz Türkiye Üniversite gerçeği ve tıpkı müzik durduğunda kapılan sandalye oyunu gibi, tek amacımız ayakta kalmamak ve bir sandalye bulmaktı. Kimilerimiz oturacak o sandalyeyi bulamayarak, kendimize bir gelir kaynağı bulmak nedeniyle hizmet sektörünün çeşitli dallarına atıldık. Oyunu kaybedenlerin de, kazananların da karşılaştığı şey aynı oldu, sevmeden yapılan bir iş ve getirdiği stres.

Her geçen gün daha fazla strese maruz kalındı, para bir yaşam aracıydı ve bu aracı sağlamak için o  iş yapılmalıydı ve bu iş yapılırken hep bir kaçış noktası hayal edilmeliydi. Bugün, işte yeteneği ve eğitimi olmadan kendini fotoğrafçı ilan eden herkesin durumu budur.

Eğitimi olup da iyi-kötü fotoğraf çeken herkese saygım vardır, çünkü bunu tamamıyla profesyonel anlamda para kazanmak üzerine yapmaktadırlar. Diğer yandan eğitimi olmayıp da, alaylı dediğimiz tabirle kendini geliştirmiş ve profesyonellerin teknik ve sanatsal kalitesinde fotoğraf çeken herkese  yine apayrı bir saygı duyarım. Fakat bu iki niteliğe de sahip olmayanları sadece arayışçılar olarak tanımlarım.

Bu yaşa kadar edindikleri kimliklerden tam anlamıyla memnun olamamış ve hala arayışını sürdüren gezginlerdir onlar. Aradıkları şey para değil, mutluluk ve takdir edilmedir. Elbette ki para kazanmayı ve kazandıkları paranın hayatlarını sadece buradan kazandıkları parayla devam ettirmek en çok kurdukları hayaldir. Genelde portfolyölerinde bulunan fotoğrafların tamamına yakını eş-dost’un çekilmiş ve karşılığında ödeme talep edilmemiş fotoğraflarından oluşur.  İki-üç sene kadar fotoğrafçıyım mesleği ile gezilir, bakıldi ki faturalar ya da ev kirası bu yöntemle ödenemiyor, başka bir kimliğe doğru yol alınır.

Profesyonel fotoğrafçılığın dışında, işin sanat kısmına ise kendi başına bir yazı konusu aslında  ki burada çok kısaca değineceğim. Okuldayken storyboard hocamız Ayla Hanım, TRT2’de şipşak resim yapan Bob Ross amcamızın yaptığı şeylerin sanatla bir alakası olmadığını ve Bodrum’da şipşak portre çizen sokak ressamlarından farklı bir şey yapmadığını söylediğinde tüm sınıf olarak çok şaşırmıştık. Ama zaman geçip de öğrenilerim arttıkça buna bir de deneyimlerim eklendiğinde hocamın tam olarak neden bahsettiğinin iyice farkına vardım. Sinema yapma hayalleriyle ilerlerken, birden görsel iş dünyasının realitesiyle karşılaştığımda kafamdaki kavramlar iyice oturmaya başladı. Başarılı bir şekilde görsel sanatlar bölümünü bitirmiş ve bir sanatçıda bulunması gereken donanıma sahip bir çok insan profesyonelce işlerini yapmakta ve sanattan en ufak iz barındırmayan projelerle hayatlarını sürdürmekteydiler. Yolun karşılıklı iki tarafında olanlar birbirlerini saygıyla karşılamaktaydılar.

İşte fotoğrafçılıktaki durum da budur. İki taraf da teknik olarak tüm hakimiyete sahiptir. Yolun bir tarafındakiler müşteriye çalışır ve bunu yaparken sanatsal kaygıları göz ardı etmez; diğer taraf ise sadece sanat’a çalışır.

Populer Yazılar

Like us on Facebook