Yine bir yıl bitiyor ve siz yeni beklentiler( belki de yıllardır hep aynı beklentiler) içinde yeni bir yılı karşılayacaksınız. Belki bu yeni yılda, hayatınızda bir ton aksilik olacak, kariyeriniz bir adım öne gitmeyecek, aşk hayatınız romantik filmlerdeki gibi olmayacak, parasal sıkıntılar başınızdan eksik olmayacak. Umarım bunların aksi olur, şayet aksi olmazsa da sakın mutsuz olmayın, yılların ne çabuk eskidiğini, daha 2008’i karşıladığınız gecenin, gözünüze dün gibi yakın gözüktüğünüzü hatırlayın.

Hayatın en iyi ilacını deneyin, yaşayın doya doya... Güle güle...
Sevin ve paylaşın, mutfağınızı paylaşın, kedi ve köpekleri beslemeyi deneyin bu yeni yılda, görecekiniz sizin yolunuzu gözleyen biri olacak...
Hediyeler verin sevdiklerinize, ama hediyeleriniz için emek harcayın, el yapımı bir kart ya da herhangi bir şey, sizin yarattığınız...
Yaratın, yazın; hiç bir şey yaratamıyorsanız yemek yapın, servis tabaklarında süsleyerek sunun, bu bile bir yaratıcılık...

Pahalı bar ve restaurantlarda harcadığınız paraları biriktererek, bu parayı seyahatlerinizde kullanın. Gezin ve görün, asla yerinizde durmayın.
Hep derler ya, yarın belki de son gündür yaşayacağınız ve bunu unutmayan yaşayın, ertelemeden.

Unutmayın, ne kadar lüks alışkanlıklarınız olursa o kadar fazladan çalışıp, para kazanmak zorundasınız. Ve en önemlisi, cam önünde oturan ihtiyarları hatırlayın. Onların arkalarına yaslanıp, pencereden bakarken akıllarından hangi anılarının gelip-geçtiğini... Yaşlandığınızda size en çok eşlik edecek şeyin, anılarınız olacağını unutmayın.
Dilerim en güzel hayatlar sizin olur, yeni yılınız kutlu olsun.
Çiğdem Cooper

İşte Geldim Burdayım

Uzun zamandır bloğumu güncelleyemedin, İki aya yakın bir süre hem tatil hem de evlilik işlemleri sebebiyle Türkiye’deydim. Evlendim ama bu konuda en net kararım ikinci kez tekrarlamamak olacak. Tüm arkadaşlarımın yorumu da “sen de evlendin ya, her kes evlenir”!!! Evlilik, bırakın evliliği, aklı başında bir ilişki bile bana çok uzaklarda gelirken, şimdi o kurumun tam içinde bulunmaktayım. İkinci kez tekrarlamam diyorum, çünkü evlilik meşakatli mi bilmem ama tüm bu evlilik işlemleri falan gerçekten çok meşakatli bir işti. Hele bir yabancı ile evleniyorsanız daha da meşakatli bir hale geliyor. Yapılması gereken her şeyi siz yapmak zorunda kalıyorsanız, yani bir yabancı ile evleniyorsanız, gidin karşı tarafın memleketinde yapın düğünü, her şey ile o uğraşsın siz değil. Daha önceleri normal bir elbise giymeyi planlayan, düğün düşüncesinden çok uzaklarda olan insan ben, bir de baktım düğün endüstrisinin tam içerisindeyim. Annemin gelinlik ısrarları üzerine, alırım en ucuzunu giyerim derken 2500 lira bir gelinliğe bedel ödemiş bir insan oldum. Nikah öncesi olan fotoğraf çekimine kadar feci stresli bir gelinken, fotoğraf çekimleri sırasında tüm gerginliğim yokoldu gitti ve eğlence başlamış oldu. Asıl komedi ise nikah anında gerçekleşti. Sean hiç türkçe bilmediği için nikah merasimi hakkında anlaştık ve sırasıyla söyleyeceği şeyleri ezberledi(adınız-annenizin adı, babanızın adı, nerede doğdunuz, evet), her elini sıktığımda sırasıyla söyleyecekti. Nikah memuru benim sorularımı sordu, cevaplarımı verdikten sonra sıra Sean’a geçti, nikah memurunun ilk sorusu “türkçe öğrendiniz mi?” ve Sean’ın ilk cevabı “Sean Micheal Cooper” oldu, salondaki herkes kahkahalara boğuldu. Düğün gecesi ise bir düğün klasiği yaşandı, yakın arkadaşım Etem ile salsa benzeri bir şekilde dans ederken(bir gelinlikle asla denenmemesi gereken bir şeymiş) yeri öpen gelinler listesine dahil oldum, vazgeçer miyim? Hayır, topuklu ayakkabıları fırlattığım gibi salsaya devam ettim.

Bu bir dalış bloğu ama önümüzdeki yazılarda Sean ile yaptığımız Güneydoğu Türkiye turu hakkında da bir kaç yazı yazacağım. Ras Mohamed’de kamp yaparken tanıştığım alman çiftin tüm Güneydoğu Anadolu’yu gezmesi üzerine öyle utandım ki, Türkiye’ye döner dönmez, bir gece İstanul’da kaldıktan sonra hemen yola çıktık ve Gaziantep, Halfeti, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Adıyaman, Midyat, Kahraman Maraş, Batman’a gittik. Bu konu ile ilgili bir yazı yazacağımdan dolayı ayrıntılara girmiyorum.

Mısır’a gelirken kradi kartım ile pasaportumda yazan soyadımın aynı olmaması sebebiyle, uçak biletim için 140 euro ekstra ödemek zorunda kaldım. Mısır Hava Yollarının internet sayfasından 330 euro’ya alacağım uçak biletini, Mısır Hava Yolları’nın Osmanbey ofisine giderek 470 euro’ya sahip oldum. Türk vatandaşlarına sadece gidiş bileti satmadıkları için gidiş-dönüş almak zorundaymışım bir de bu yetmezmiş gibi 40 euro hizmet ücreti alıyorlarmış. Siz siz olun ve Sharm El Sheik’e bir ziyaret düşünüyorsanız biletinizi Mısır Hava Yollarının internet sayfasından e-bilet olarak alın.
Bu yetmezmiş gibi, ikinci bir sorun da Kahire Havaalanında gıcık bir vize polisine denk gelmemle yaşadım. Bir ton sorgu-sual, niye bu kadar Mısır ziyareti yapıyormuşum, neyseki yalan bol, geçiş vizemi aldım ve Sharm El Sheikh’e attım kendimi. Bu arada Mısır Hükümeti, Türk vatandaşlarına havaalanında vize uygulamasına devam etmekte, hava alanına gelir gelmez, exchange ofisnden 15 dolar ödeyerek vize pulu alıyorsunuz ve geçiş kuyruğuna giriyorsunuz, pul ile birlikte pasaportunuzu uzatıyorsunuz, eğer bir sorun yaşarsanız da dönüş uçak biletinizi gösterirseniz ve bir otelde rezervasyonunuz olduğunuzu söylerseniz, rahatlıkla geçiş yapabilirsiniz.
Dün El Tour’a vize süremi uzattırmak için gittim, bu sefer 10 dolar aldılar iki ay uzatma için, bundan sonraki aşama ise güvenlik birilerinden belge alıp tekrar El Tour’a gidip vize sürenizi biraz daha uzatmak oluyor.

Bu arada geçetiğimiz hafta “Ras Nasrani”de bir köpekbalığı saldırısı gerçekleşti, son yıllarda olan tek saldırı(aslında bir tane daha var ama o köpekbalığı besleme sırasında olduğu için ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekiyor). Şnorkel yapan bir Rus, Oceanic Black tip köpekbalığı ısırması sonucunda ayağını kaybetti. Anlatılanlara göre köpekbalığı hızla gelip, ayağında palet olmayan Rus dalıcının ayağını ısırıyor(koparıyor) ve hızla tekrar gözden kayboluyor.



Tam bloğumu güncelleyecekken Bruce’un(kedim) beni uyarmasıyla bahçede Greg’i (bu adı yeni koyduk)ciddi şekilde yaralanmış olarak buldum. Vücudunda 20 santimlik ciddi bir yarık yarık vardı ve her tarafı tırmalanış ve ısırılımış bir biçimdeydi, uanına gittiğimde korkuyla benden kaçmaya çalışıyordu, sağ arla patisini kullanamıyordu yürümek için. Bir anda başımdan aşağı kaynalar sular indi diyebilirim, Greg, geçtiğimiz yaz evimizin yakınlarında doğan bir yavru kediydi. Diğer kardeşleriyle beraber Bruce’ın en yakın arkadaşlarından biri ve günde bir ya da iki kere evimize misafir olup karnını doyururdu, sitenin dışına çıkana kadar, çaprazlama koşusuyla yolda bana eşlik ederdi. Hemen veterine götürdük. Veteriner eğer operasyon geçirirse %80 yaşama şansı olduğunu söyledi. İki saatliğine onu veterinere teslim ettik, aldığımızda anestezi etkisi sürüyordu. Veteriner, eğer ilk üç günü atlatırsa artık endişeye gerek kalmayacağını söyledi, tabi bu üç gün boyunca da çok ciddi bir bakıma ihtiyacı var. Her akşam enjekte etmemiz gereken bir iğnesi ve sabah akşam dikişlerine sürülmesi gereken kremi var. Bunun dışında beslenmesi çok önemli, ilk akşam su kaybından dolayı 6 defa “glocose intravenous infusion”(sadece glikoz kısmını çevirebildim )enjekte ettik. Yemek yemeğe ve su içmeye başladı, yürümekte çok zorlanıyor, yarını da atlattıktan sonra, tekrar veterinere gideceğiz. Gece oturma odasında iki kişilik koltukta uyuma ile uymama arası bir şey yapıyorum, sabah 6’da nöbeti Sean’a devrediyorum. Dikişlerine zarar vermemesi için, sürekli kontrol altında tutuyoruz. Şu an hayatımın en önemli gündem maddesi Greg oldu, umarım bu zor günlerini atlatır ve tekrar yaramaz bir küçük kedi olur.

Şimdilik haberler bu kadar, ilerki günlerde dalış hakkında yazmaya devam edeceğim. Sevgiler...

Thistlegorm’a yirminci dalış



Sharm’da Rosalie Moller’dan sonra en pahalı dalış ne yazık ki Thistlegorm batığıdır. Rosalie Moller çok uzak olması sebebiyle oldukça pahalı olmakla beraber 55 metre derinlikte olması nedeniyle daha az tercih edilen bir gemi batığı. 55 metre biz Türkler için o da derinlik mi bre bidalarıyla karşılanacağı aşikar, Kaş’ta Kanyon bile dalıcıları 45 metre’ye sürüklerken, en önemli dalış maharetinin Kaş’ta 70 metrelere dalmak sanılırken, burada en derin noktası 32 metrede bulunan Thistlegorm derin dalış sayılıyor.


Toplam on seyahat ve yirmi dalış, batığın %10’unu bile keşfetmiş değilim. Her seferinde ayrı büyüleyici bir atmosfer... Bir yanda dev batık, diğer yanda her türlü deniz canlısı... Hele bir de küçük balık sürülerini avlamaya gelen ton balıkları ve akyalar oldukça, insan daha da mest oluyor. Daha öncde 4 defa şiddetli akıntıya rast geldiğim için, dalış öncesi Tanrım ne olur akıntı şiddetli olmasın dualarıyla yolculuğumu geçirdim diyebilirim. Akıntı fazla olduğunda balık sayısının daha fazla olmasına rağmen, fotoğraf yakalama şansınız çok az, ayrıca dip zamanını kısa tutmak zorundasınız, çünkü deko beklerken ipte tutunmaya çalışmak oldukça zor. Eğer Thistlegorm’a dalışa gidiyorsanız keisnlikle Nitrox kullanmalısınız, dalış merkezleri genellikle dekolu dalış yaptırmadığı için, ikinci dalışta tufaya gelmek istemiyorsanız tek seçenek Nitrox.


Daha önceleri fotoğraf ile uğraşmayıp Nitrox kullanan ben, hala algılayamadığım bir aptallıkla Nitrox kullanmadım, sonuç facia!!! İkinci dalış sonrası 17 dakika deko bekledim. Bilgisayarım deko süresini her arttırdığında, hayır bir fotoğraf daha diyerekten, 17 dakikayı bir ipte asılı durarak geçirdim. Yine de değerdi! (Eğer bir dalıcıysanız ve dekoya yakalandıysanız, dalış rehberiniz sizinle deko beklemediği gibi, akşam evine döndüğünde, sizden “fucking stupid” diye bahsediyor.)


Sabah 5’te yola çıktık ve Travco Marina’da Mr.Diver ve Sinai Diver ile buluşup Sea Horse adlı botla yolculuğa başladık. Günün doğuşunu izleme zevkinden yine feragat etmedik. Saat sekizde mükemmel bir kahvaltıyla karşılaştık, aşçı daha önceden Kahire’de otel mutfağında çalışmış ve ilk defa bir botta çalışıyormuş. Tek kelimeyle hem kahvaltı, hem de öğle yemeği mükemmeldi.

Thistlegorm’a yaklaşırken Mr. Diver’ın dalış rehberleri tekneyi Thistlegorm’a bağlamak için atlamaya hazırlanırken (tekne Mr. Diver’ın teknesiydi ve Sinai Diver ve Dive Africa misafir sayılıyordu.) bizim Sinai diver ile ilk atlayacağımızı öğrendik. Onlar tekneyi Thistlegorm’a bağlamaya çalışırken bizde platformda ful ekipman bekleyecektik. Dedikleri gibi de yaptık. 09:40 platformda hazırdık ve 15 dakika kadar sonra, başka bir teknenin zodyak botuyla iki rehber(birisinde dekompresyon belirtileri var gibi yığılmış bir halde) geri döndü, tekne yer değiştirdi, iknci rehber bir kez daha denedi, sonuç yine başarısızdı. Sinai Diver rehberi denemeye karar verdi, biz bu sırada hala platformda güneş altındayız, saatler 10:30 u gösteriyor, ekipmanlarımız üstümüzde oturacak yer bulduk kendimize. Sinai Diver rehberi de başarısız bir şekilde geri döndü, havası bitmişti ve tankını değiştirdi, Sean da onunla beraber daldı. Saatler 11:05 ve biz ilk dalış için suya atladık. Sean’un dip zamanı yeterli değildi,o üstlerde dolandı, biz de kendi kendimize batığın etrafında dolandık, durduk. Yine de fena değildi. Kaptanlar bazen çok inatçı oluyor ve sizin istediğiniz yerde değil, kendi istedikleri yerde durmayı istiyorlar. Akıntı fazlaydı ve iki rehberi batığın üstüne doğru bırakmadığı için, akıntıda işleri ters gitmişti.




Geçen seneden bu seneye, Thistlegorm biraz daha fakirleşmiş, yaşlanmış ve çökmüştü. Her gün yüzlerce dalgıcın bubble’ları ölmesinden yanaydı, hava kabarcıkları yetmiyormuş gibi bir de üstünden tutunmaya kalkan onlarca tekne, her gün bir parçasını ondan ayırıyordu. En kısa zamanda bir şeyler yapılmazda, sanırım Thistlegorm görkemini kaybedecek. Bir çaresi bulunmalı ve teknelerin Thistlegorm’a tutunmaları yerine başka bir alternatif bulunmalı.
Dalış sırasında rastladığım at nalı, Thistlegorm’a uğur getirmesi için asılmıştı, fakat işe yaramamış olacak ki, şimdi suyun altında bir müze görevi görüyor.


Bir şeyleri puanlamak çok hoşuma gitmiyor, suyun altındaki taşın bile ayrı bir güzelliği var benim için. Ama bir puan vermek gerekseydi Thistlegorm’a, o kesinlikle 10 puanı hakederdi. Eğer Sharm El Sheikh’de dalış planları yapıyorsanız, bu batığı görmeden ülkenize dönmeye kalkmayın. Dev bir batık olması, hikayesinin kuvvetli ve dramatik olması, zenginliği, balık türü ve nüfus fazlalığı bu batığa dalmanız için onlarca sebebten bazıları.



Kimileri Thistlegorm’a gece dalışı da yapıyorlar. Abdallah geçenlerde bize yaptığı ziyarette, Thistlegorm’daki gece dalışı deneyimini anlattı. Rehberlik ettiği dalıcılardan birisine great barracuda saldırmış (saldırmış gelimesinden çok hoşlanmıyorum ama bunun yerine hangikelimeyi kullanacağımı bulamıyorum bir türlü).Karanlıkta ilk önce köpekbalığı zannetmişler, arkasından hızla ensesine doğru çarpıp uzaklaşmış. Geçen sene buna benzer bir atağı kendi gözlerimle görmüştüm.

Kısa Not: 101. Kez karar değiştirdik, Türkiye’ye yerleşmiyoruz. Thistlegorm’dan bir gün önce yaptığım Shark&Yolanda dalışında, yüzlerce snapper, trevally ve barracuda sonucu, dalış bittiğinde ben Shark ref’te yaşamak istiyorum diye çığlık attım. Thistlegor sabahı, Sean dalışı bırakmaya hazır olmadığını ve buradan henüz vazgeçemeyeceğini söyledi. Burada hayat National Geographic belgesellerindeki gibi... Her dalışın ayrı bir büyüsü ve zevki varken, İstanbul’da yaşamak için çalışmak gerçeğiyle yüzleşmeyi istemedik. Ben kışın yine televizyon sektöründe çalışmaya devam edeceğim. Eğer bir değişiklik olmazsa 29 Kasım’da yeni başlayacak olan bir programın çekimleri için Arjantin’e gideceğim. O zamana kadar buraya yolu düşen Türklere rehberlik yapmaya devam.


Eğer bir Sharm El Sheikh tatili planlıyorsanız, dalış için bana mail atabilirsiniz.
Bu arada geçen hafta bir dalıcıyı almak için Nabq’a gittik. Naama Bay’e yarım saat uzaklıkta Grand Plaza’da kalıyordu. Grand Plaza’nın hemen yanında Magic Life vardı. Nabq Sharm’a göre daha sessiz sakin, burası çok fazla keşfedilmemiş henüz, sualtı bakımından oldukça canlı olduğunu söylüyorlar, Ras Mohamed gibi burası da Natioanal Park’a sahip, ayrıca dugong görme şansınız çok fazla. Fakat şehir merkezine oldukça uzak.

Ras Mohamed&Jackfish Alley



Jackson Outside dalışından sonra, dalışları ballandıra ballandıra anlatmak oldukça zor. Yine bir Ras Mohamed günü, Sean izinli ve beraber fotoğraf dalışı yapmaya gidiyoruz. Shark Reef’e yaklaşmamızla beraber, dalgalı bir deniz bizi karşılıyor. Bu şu anlama geliyor, dalış sonrası tekneye geri dönüş zor olacak. Akıntı olduğu ise aşikar.
Shark Reef’in duvarında Twinspot snapperler(Avcı Balığı) yine bizi bekliyor, fakat bu sefer sayıları az. Akıntı oldukça şiddetli, Shark Reef’in arkasına doğru yöneliyoruz, akıntı olduğu zamanlarda Snapperler Anemon City ile Shark Reef’in arasındaki laguna girişine park ediyorlar, evet doğru tahmindi; hepsi orda bizi bekliyordu. Küçücük bir alanda sayıları oldukça fazlaydı, yüzlerceydi. Beklenen son, o küçücük alanda beni daire içine aldılar, her tarafım snapperdı ve hareket noktası bırakmıyorlardı. Yol vermeye ise hiç niyetleri yoktu. Onlara niye snapper dendiğini ilk defa bugün anladım. Ağızları yum-yum-yum şeklindeydi. Prana gibi dişleri vardı ve yum-yum-yum yapıyorlardı.Dalışın en zevkli anı, her zamanki gibi Snapperlar ile geçirdiğim zamandı.



Shark Reef’in arkasındayız, fotoğraf çekmem imkansız. Tek savaşım, akıntıda daha az ilerlemeye çalışmak. Böyle durumlarda elinizden geldiği kadar dipte kalmanız ve bcd'nizi negatife düşürmeniz, kollarınızı öne uzatıp hacim genişleterek, yatay pozisyonda gitmeniz hızınızı azaltmaya yardımcı olacaktır. Shark reef’in arkasında oldukça fazla sayıda fire coral olduğu için, onlara ve kendinize zarar vermemek için bcd’nizi negatife düşürdüğünüzde dikkatli olmanız gerekiyor. Fakat akıntı tüm bunlara rağmen oldukça şiddetliydi, artık ters yöne palet vurarak ilerleme durumunda geçmiştim. Tüm dalış boyunca akıntı bitmedi, tek bir düzgün fotoğraf yakalayamadım ve dalış sona erdi.


İkinci dalış Jackfish Alley. Teknedeki herkes Jackfish Alley outside’da blue dive yaparak köpekbalığı görme şansı arayacak. İlk dalışta tek bir fotoğraf çekememiş ben, ikinci dalışta da aynı neticeyle karşılaşmamak için reef’e yakın kalmaya karar veriyoruz. Teknedekiler oceanic blacktip ve eagle ray sonucu alırken biz turtle ile yetiniyoruz. Yine de gerçekten harika bir dalıştı. Akıntı yoktu ve ben akıntısız yazın ilk Jackfish Alley dalışını yaptım.Pompano sürüsü gördük, daha önce pompano sürüsü de görmemiştim. Oldukça büyük bir Giant Trevally’i Yellowbar Angelfish’i avlamaya çalışırken izledik.

Dalışı bitirme zamanı geldi ve deko beklerken, bir adet Hawksbill Turtle görmemizle beraber 17 metreye düştük ve maraton koşusu gibi bir şey yaparak, kaplumbağa’ya yetiştik. Gerçek bir cila oldu dalışa diyebilirim.
Her seferinde kendi kendime aynı şeyi diyorum. Ras Kathy’de dalmayacağım. Üçüncü dalış yine Ras Kathy, yine akıntı, vizibilite iyi değil. Yorgunum..

El Tour



Eğer bir Türk vatandaşıysanız uzun süreli yurtdışı tatillerinizde yaşayacağınız en büyük zorluk kesinlikle vize almak olacaktır. Türkiye’den gelirken aldığım bir aylık turist vizesi sona ermek üzereyken, Sharm El Sheikh’de vize işlemlerinde aracı olan Administration ofisine gittim. Geçen sene hiç bir zorluk çekmeden gerekli parayı ödeyerek aldığım için, vizemin bitmesine son 3 gün kalıncaya kadar vize almaya gitmeyi ertelemiştim ve korkunç son; Administration ofisi Kahire ile ilgili bazı problemler olduğunu ve vizemi alamayacağını söyledi. Kısa süreli bir panikten sonra, Sean’ın Mısır’lı arkadaşı Hamedo’yu aradık ve beni El Tour’a götürerek vizemi alabileceğimizi öğrendik. El Tour, Sharm El Sheikh’e 110 kilometre uzaklıkta başka bir şehir. Gitmeden önce karşılaşabileceğim sorunları öğrendim; en büyük sorun Avrupa Birliğine üye olmayan bir ülke vatandaşı olmam, ikincisi bayan olmam. Sean’ın eski ev arkadaşı Petra, defalarca eli boş olarak Sharm’a geri dönüş yapmış. Aldığı cevapi 2 hafta sonra gel, 2 hafta sonra ise yine aynı cevap... Aldığım uyarılar sonucu elimden geldiği kadar kapalı giyinerek ertesi sabah yola çıktık. Hamedo, El Tour giriş kapısında görevli olan kuzenini benim için aramış ve yardım istemişti, El Tour kapısında o da bize katıldı. Ayrıca Alman instructor Felix’de vizesini uzatmak için bizimle gelmişti.
Vize alacağımız yere vardık, inşaat halindeki bir binada koridorda iki masa ve dört kişinin çalıştığı bir yerdi. Herhangi bir elektronik eşyanın olmamasıyla beraber, hükümet binasından oldukça uzak bir görüntüsü vardı. Pasaportunuz sırasıyla dört kişinin elinden geçiyor, bir form doldurup, pasaportunuzu bırakıyorsunuz ve bir saat sonra vizenizle beraber alıyorsunuz. İlginç olan ise; pasaport formunuzu veren ve ilk işlemi yapan görevli sizden hoşlanmamışsa iki hafta sonra tekrar başvurun diyerek başvurunuzu kabul etmiyor. Alman bir kızın, hiçbir problemi olmamasına rağmen başvurusunu kabul etmediler, tartışmalara rağmen iki hafta sonra gel cevabıyla geri döndü.
Hamedo’nun kuzeni dört görevliyle de arkadaştı ve vizem için gerekli olan tüm işlemleri benim için yaptırdı. Sonuç mu, 3 dolar ödeyerek iki aylık vize aldım. Geçen yaz bu işlem için 300 dolar ödediğimi hatırlatmak gerekirse, inanılmazdı. Sadece 15 Mısır paundu ödedim, bu da 3 dolara yakın bir rakam ediyor.
Vize işlemlerinden sonra, Hamedo bizi yemeğe götürdü. İşte bu Mısır’da yaşayacağım en ilginç deneyimlerden biriydi. Vize stresinden dolayı fotoğraf makinemi almamıştım, her karesi fotoğraflanacak bir yerdi. Yeni tatları asla deneyemeyen ben, inadımdan vazgeçmedim ve hiçbir şey yemedim. Sean’ın bu yaptığın çok büyük ayıp ısrarlarından sonra, mecburen yemeğe en müsait şeyleri yemek zorunda kaldım. Çiğnedim mi? Hayır... Lokanta herkesin elleriyle yemek yediği bir yerdi, gelen su ağzı kapalı değildi, masaya sadece bir bardak bırakıldı. Meşrubat gibi şeyler zaten yoktu. Etrafta yürüyen çocuklar yalın ayaktı. Her kare beni fotoğrafla diyordu. Yemek sona erdikten sonra, kahve içmek için başka bir yere gittik ve orada kim daha çok Arapça kelime biliyor yarışına girdik. Çocukken kuran kursuna gitmişliğim olduğundan, böyle durumlarda en büyük kozum arap alfabesini saymaya başlamak oluyor.

El Tour, sadece Mısır’lı halkın yaşadığı bir şehir, oldukça düzenli, ev sayısı fazla olmasına rağmen, hayalet şehir gibi, sokaklar oldukça sessiz ve sakin. İnsanlar bildiğimiz beyaz, Araplara özgü elbiseler içindeler. Harika bir rüzgar var. Gerçekten oldukça güzel bir şehir. Eğer Sharm El Sheikh’e gelirseniz ve otantik bir şeyler görmek isterseniz buraya mutlaka uğrayın derim. (Gittiğimiz minibüs 200 paund idi, Felix ile rakamı bölüştük ve payıma 100 paund düştü. Yemekleri Hamedo ısmarladığı için herhangi bir rakam söyleyemeyeceğim.)

Hammerhead Günü



2005 yılında ilk kez Sharm’a geldiğimde, köpekbalıkları hakkında fazla bilgiye sahip değildim, hatta her turist gibi buradaki köpekbalıklarının turistik köpekbalığı olup, zararsız olduklarına inanıyordum (hala zararsız olduklarına inanıyorum). Hal bu ki, üçüncü gün dalışa başlamak üzereyken oceanic white tip shark’ın teknenin yanına gelmesiyle, kendimizi suya hızla atıp, köpekbalığının peşinden kovalamaca oynayıp, köpekbalığını gıcık etmek için elimizden geleni ardımıza koymamıştık.
2006 yazında köpekbalığı görebilmek için blue dive ile tanıştım.Şanslı bir yazdı, bir çok kez çeşitli türde köpekbalığı gördüm. Ve büyük gün Jackson outside bölgesiyle tanıştığım gündü. Sean üç senedir burada yaşıyordu ve henüz bir hammerhead görememişti, daldık gidiyoruz derken benim dalışı küçük bir hammerhead shark sürüsü görmemle sonlandırmam bir oldu. Suyun üzerinde büyük bir kavga ve bir iki gün küslükden sonra yeni deneyişler, fakat bir daha hammerhead shark göremedik.
Gün Tiran günü... Sean Nitrox kursu veriyor, iki Kanada’lı öğrencisi var. İlk dalışımı onları takip ederek Gordon Reef’de yaptım. Amphi-theater yönüne gittik, Loullia’nın fazla sayıda olan kablo ve metal direklerini ve fire coral ormanını gördük.24 m’de başlayan dropp-off a kadar gittik, bir tane kocoman ama kocaman great barracuda gördük, 2 yıl önce bu kadar kocamanının görmüştüm, great barracuda daima benim için ürkütücü olmuştur, denizin altında tüm canlıların(buna köpekbalıkları da dahil) suratında bir sevimlilik vardır, fakat great barracuda’nın suratı direk “ben bir psycho’yum” diyor. Dalış boyunca harika gorgonion’lar, giant sea fan’ları gördük. Dönüş yolunda eğlence başladı, titan trigger fish Shonda’ya saldırdı, neyse ki bir gün önce gece dalışı için Shark’s Bay’de beklerken Shonda ile William’a iki sene önceki titan trigger fish maceramı anlatmıştık ve Shonda düz taban koşar vaziyette yüzmesi gerektiğini biliyordu. Fakat hızlı palet çırpamadığı için trigger ona yetişiyordu, Sean trigger fish’in önünü kesti ve biz kaçtık, onlar birbirlerini tekmelediler. Bu arada ben gülme krizine girdim. Çok komikti, bu arada titan trigger fish sadece bir paleti gözüne kestiriyor ve o kişinin peşinden gidiyor, umarım o kişi siz olmazsınız. O günden sonraki dalışta Shonda her titan trigger fish gördüğünde uzak ara kaçtı. Bende hala kaçıyorum diyebilirim, bir gün sonrasında Jackfish Alley’de fotoğrafını çekebileceğim harika bür müren bulmuşken, hemen yanında yumurtalarını gömen bir titan trigger fish görmemle bu isteğimden vazgeçtim. Şu aralar her yerde yumurtalarını gömen titan trigger fish dolu.
İkinci dalışımı Kalin’in grubuyla yaptım. Bulgar bir rehber, Türkiye’yi yakından tanıyor, iki tane ingiliz dalıcısı vardı. Tüm dalış çok sıkıcıydı, öyle önemli bir şey görmedim.

Üçüncü dalış geldi, Sean Nitrox dalışı için dip zamanını uzun tutacaktı ve benim için uygun değildi(buna rağmen planlamadığım bir şekilde dekolu dalış yapmış oldum), Kalin’in grubu dalmıyordu ve üçüncü dalış jackson Outside Blue Dive idi. Teknede Elite Diving’den bir grup vardı. Üç gündür aynı tekneyi paylaşmaktaydık. Alun, orta yaşı aşmış Galler'li bir padi eğitmeni ve Elite diving'in sahibi. Her halinden çok eğlenceli olduğu kesin ve yine büyük bir Galler grubuyla dalıyor. Beni de gruplarına kabul ettiler, Alun’in söylediğine göre ne kadar kalabalık olurlarsa Hammerhead görme şansı daha yüksek olurmuş. Jackson outside yolunda kaptan 3-5 kez geri dönmek istedi, hava durumundan dolayı. Feci dalga vardı, dalıcıların atlaması ve tekrar bota çıkması çok zor olacaktı. Tekneyi idare etmek de kolay değildi tabi bu dalgada, yoksa kaptan’ın bizi düşündüğü falan yoktu, teknesini alabora olmaktan korumak istiyordu. Alun’in grubu yüklü bir bahşiş vererek kaptanı ikna etti, ama kaptan bahşişten sonrada vazgeçmek istedi, ilk başlarda kaptan naz yapıyor sansam da, ne zaman ki ekipmanımız hazır bir şekilde platformda Jackson outside’a ilerlerken, kaptanın ne kadar haklı olduğunu anlamam bir oldu. Kış aylarında Tiran'a yolculuk yaparken şiddetli dalgalarla karşılaşmıştım, hatta korkutucu bir Thistlegorm seyahati yaşamıştım ama meğerse bugüne kadar ben Sharm'da dalga falan görmemişim dedim kendime. Tekne sağa – sola, yukarı-aşağı her yöne sallanıyordu, bunun için sallanma tabiri eksik kalıyor desem yeridir. Hani abartı gibi gelebilir, ama gerçekten değil. Tanrım burada 50 saniye kadar ayakta durup kendimi nasıl denize bırakacaktım. Neyse ki yaptım. Denize atlamamızla ve ok gidiyoruz işaretini almamızla, Alun’un eliyle dibi işaret etmesini görmem bir oldu. Tam sürat 40 metreye hammerhead’lerin arasına düştük. Bilgisayarımın ötmesini susturmaya çalışmaktan düzgün bir fotoğraf çekemedim. Alun'un grubu köpekbalığı dalışı nedeniyle Gordon Reef'te ikinci dalışlarını yapmayıp deko zamanı kazanmışlardı, bense ikinci dalışımda leyla gibi dolaşıp durmuştum diplerde. Bu dalışta da ceremesini deko alarmımın susmaması ile çektim. Eeee hayatımda yaşayacağım ender anlardan birisini diplerde bırakarak, dekom geldi ben çıkıyorum da diyemedim. Bir yandan aklıma o anda salakça şeyler geliyor, geçen sene bir video izlemiştim balina köpekbalığının dalış bilgisayarı alarmına tepkisiyle ilgili aklıma o geliyor. Bildiğiniz gibi balina köpekbalıkları üstünde tepinseniz (keza yapmayın, videolarda görüyorsunuz ama ne gerek var, elin güzelim canlısının üzerinde tepinmeye) gıkını çıkarmayan canlılardır. Bir dalgıcın alarmı ötmeye başlıyor ve balina köpekbalığı ürküyor ve sert bir hareketle dönüş yapıyor. Aklıma bir yandan bu geliyor, şimdi benim alarma sinir oup bana bi geçirseler diye düşünüyorum, bunu düşündüğüme gör narkoz yemiş olabilir miyim diye düşünüyorum, abarttım narkozun n'si aklıma bile gelmedi ama balina köpekbalığı videosu geldi.

Ne desem boş, ne kelimelerimle ne de fotoğraflarla anlatılacak gibi değildi, daha doğrusu bende bu şekilde anlatabilecek bir yetenek yok henüz. Dalış bilgisayarımdan tekrar kontrollerim üzerine, 15 dakika’yı hammerhead sürüsüyle geçirmişiz ve öyle yakınlardı ki, bizimle oyun oynuyor gibiydiler. Daire çiziyorlar, aralarda çapraz geçişler yapıyorlar, bir tanesinin gözlerini öyle iyi hatırlıyorum ki, tam dibimde gözlerimin içine baktı. Komik ama baktı işte, resmen göz-göze geldik. Böyle zamanlara çok alışık olmadığım için, fotoğraflama konusunda zayıf kaldım. Dört bir yanıma bakmaktan objektifi doğrultup bakamıyordum. Yakına geldiklerinde sanki fotoğraf çekersem bana uyuz olup çarparlarmış yüzgeçlerinin tersiyle gibi hissettim, uzağa gidince de 40 metre de iyi bir fotoğraf alma şansı çok zor, kısaca gariban bir kaç fotom oldu. Çok net bir şeyler hatırlayamıyorum, bende narkoz etksi yarattılar adeta, sadece reef’e gidene kadar bizimle yüzdüklerini hatırlıyorum.
Reef’e geldiğimizde ben ve buddy’im Mark(3 yıldır ikinci kez buddy ile daldım, ilk buddy’imi Thistlegorm’da kaybeden bir insan evladı olarak, bu sefer sürekli göz teması kurma ihtiyacı içinde hissettim kendimi. Tabi hammerheadler sırasında buddy falan kalmadı, benim badim ve bazıları 40 metreye düşmeyip, 25 metrelerden izlediler bu sahneyi. Hammerheadler'den sonra, grubu en arkadan izliyorduk ve oceanic blacktip shark gördük, ardından bir köpekbalığı daha görüp Mark’a işaret ettim, fakat grey reef shark mı yoksa yine hammerhead mi anlayamadık, hızla gitti, bir dakika sonrasında hemen altımızda reef tip white shark gördük. Ve sonrasında dalış bitti.Korkunç dakikalar yeni başladı, reeften uzaklaşıp, botun bizi almasını bekledik ve bot geldi, feci dalga vardı, ilk 6 kişi zar zor çıktı(erkek olamnın avantajlarını sonuna kadar kullandılar), sıra bana geldi ve tam bota ilerlediğimde dalga coştu, botun merdivenlerini tutmuştum o sırada ve tekneyle havaya uçtum sonra tekrar pufffff tekneyle denize vurdum, tekne tekrar yukarı giderken merdiveni bırakıp tekneden uzaklaşmayı denerken bacağım takılı kaldı merdivende, bacağımı kurtarmaya çalışırken, bir yandan da teknenin çalışan motoru ile ara sıra göz göze geldiğimi hatırlıyorum. Nasıl oldu bilmiyorum ama tekneden bir şekilde uzaklaştım. Son 4 kişi denizde dalganın biraz daha durulmasını bekliyorduk. Bacağıma feci bir darbe almıştım, bu sırada bana gel işareti verildi ve tekneye nasıl hızla çıktığımı(teknedekiler denizdekileri bir an önce tekneye çekmek için tazı gibi hızlıydılar) hatırlamıyorum. Derler ya, tüm hayatın gözlerinin önünden gidiyor diye, hayır bana böyle bir ley olmadı, o anda sadece kim beni kurtaracak ya da nasıl kurtulacağım diye bekliyorsunuz. Bacağımda kaval kemiğimin üzerinde kocaman bir şişlik var hala...
Yine de değerdi, hayatımın en şahane dalışıydı ve rüya gibiydi...

Sadece o büyüyü hatırlıyorum, gerisinde fazla bir şey hatırlayamıyorum. Alun’un kendi deneyimlerine göre daha önce bu kadar vakit geçirip, yaklaşmamışlar onun dalışlarında. Bu arada teknedeki diğer dalanlar maviden ve Jellyfish’den başka bir şey görmediler. Sean yarım saat boyunca senden nefret ediyorum dedi.

Çöl ve denizin buluştuğu yerde kamp...





Çantalarımız hazır, ben ısrarla kendi çadırımızı götürme yanlısıyım (geçen sene Sameh iki akrep tarafından çadırda uyurken sokulmuş ve tüm geceyi hastanede geçirmişti; çabalarım sonuç veriyor ve çadırımız da bizimle beraber yola çıkıyor.Her şey iyi tamam derken son dakika Sean’ın telefonundaki tüm acil servis numaralarını öğretmesiyle, bir an gitmekte tereddüt duysam da, yola çıktık. Sharm El Sheikh kapısında, bir Türk olarak her zamanki gibi benim pasaportum dikkatlice incelenirken, ingiliz lordlarına böyle bir uygulama yapılmayıp, zaten suratlarından anlaşıldığı üzere öyle ingilizler ki, pasaport sormaya gerek yok onlar için. Rutin olan bu pasaport kontrolünden sonra, yine rutin olan senin ülken şöyle, benim ülkem böyle kavgalarımızla Ras Mohamed’e doğru yola devam ediyoruz. (Onun ülkesi emperyalist, benim ülkemde demokrasi yok) Ras Mohamed’e geldiğimizde giriş paramız olan kişi başı 5 usd’yi verip Marsa Bareika’ya doğru yola devam ediyoruz.

Ras Mohamed Ulusal Parkı Marsa Ghozlani ile başlıyor. Marsa, arapça’da açık koy onlamına geliyor. Bu koyu daha da büyük olan bir başka koy Marsa Bareika takip ediyor. Buraya Ras Mohamed denmesinin sebebi ise, daha önceki blog yazılarında belirttiğim gibi Ras: Baş anlamına geliyor. Muhammed’in başı denilmiş, çünkü yukarıdan bakıldığnda Muhammed’in sakalı gibi gözükmekteymiş. Bu yarımada’nın en yüksek yeri 60 metre ile Shark Observatory(köpekbalığı gözlemevi) kayalığı, herhalde bu yüzden burası gözlemevi olmuş. Yarımadanın güney kısmında üç plaj bulunmakta, bunlar sırasıyla Shark Observatory Beach, Main Beach ve Yolanda Beach. Haziran ve Eylül arası burası tam anlamıyla çılgın bir bölgeye dönüyor ve her türlü heyecanlı dalış sizi bekliyor. Sadece balık değil, kanatlılara ilgi duyanlar için de bir cennet, fakat yaz ayları kanatlıları görmek için çok uygun değil. 1000 balık türü, 80 bitki türü, 220 kuş türü ve 14 memeli türü ile 218 mercan türü fauna zenginliğini olan bu park Mısır Hükümeti tarafından 1983 yılında kurulmuş.


Kampa varıyoruz, girişte turizm polisleriyle karşılaşıyoruz, akşam 6’dan sonra dalış yapmanın kesinlikle yasak olduğu konusunda uyarılıyoruz. Kampta iki Mısırlı aile dışında kimse yok, tek dalgıç Sean ve ben. Burası henüz keşfedilmemiş bir bölge, botlar koyun karşı tarafına gidiyorlar. İlk iş olarak çadırımı kurmaya başladım, kamptaki çadırlar, her bir yanı açık olan, her türlü böcekle kaynaşmaya müsait çadırlardan. Her ne kadar hamamböceği familyasıyla yakınlaşsam da (feci iriler, ama artık onları doğal karşılamaya başladım, internet cafe’de bu bloğu yazarken bile masanın üzerinde küçük hamamböcekleri dolaşıyor. Küçük dediklerim, istanbul için büyükken burası için gerçekten küçük kaçıyor), yine her tarafı kapalı olan bir çadıra ihtiyacım var derken hayır-olamaz... Bir saat oldu çadırı kurmayı beceremedik, zaten kursak da akşam çıkacak olan rüzgar fırtınasında kesin başıma yıkılırdı. Pes ediyorum ve eski usul çadırda uyumayı kabul ediyorum. Fotoğraf ekipmanımızı kurar kurmaz, kendimizi denizde bulduk. 2 metrelik bir mesafe ve 70 cm derinliğinden sonra 14 metrelere ve daha sonra da drop-off’a düşüyor. Kumluk alanın üzerine inşa olmuş mercan grupları. Burası internette gördüğüm büyüleyici fotoğraflar gibi... Hafızamdaki en iyi mercanlar burdakiler olarak kalacak gibi gözüküyor. Tüm dalış büyüleyiciydi ve ilginçti... Nasıl açıklamak gerekir bilmiyorum ama yalnızlık duygusuna kapıldım denizin altında(yukarıda ve aşağıda hiç kimse yok, bir adet badim olsa da, fotoğraf çektiğimiz için birbirimizden oldukça uzaktayız). Dalışın sonunda 1 cm boyunda bir balıkla karşılaştık. Sürekli hareket halinde olduğundan fotoğraflamak için epey uğraştık. Uzun bir süre onunla vakit geçirdik, dalış sonunda kameradan ne balığı olduğunu anlamaya çalıştık. Tam isabetli bir atışla Starry Puffer olduğu konusunda bingo yaptım. Gözleri ve ağız yapısı sayesinde tahminimi yaptım.


İkinci dalış, tam ters yöne oldu, saat 6 olmultu ve bir anda canlı sayısı fazlalaştı. Kabuklularda etrafta gözükmeye başladı. Dalışın sonuna doğru bir great barracuda ile karşılaştık. Pat diye birden karşıma çıktı diyebilirim.


Akşamları ay çıktığında iki tane eagle ray ortaya çıkıyormuş, kamp sahibinin dediğine göre, fakat bize denk gelmedi. Akşam yemeğinde balık vardı, dalıştan sonra balık yiyemeyen insan türü olarak diğer yiyecekleri tercih ettim. Ardından ateş etrafında oturup, yıldızları seyredip, uzun pozlama ile uçak fotoğrafları çektik.Ateşte marshmallow yedik. Uykudan önce ayakkabılarınızı çadırın önünde bırakmayın foxes’lar ayakkabı ile oynamaya bayılıyorlar, sabah bulamazsınız uyarısıyla karşılaştık. “Nasıl yani” moduna geçtim. O kadar yakın olacalar mı derken, evet cevabından sonra, endişelenmememi, onların zararsız oldupu söylediler. Bu arada deli bir rüzgar başladı ve ben çöl rüzgarı neymiş öğrendim. Normalde böyle rüzgar olmazmış, şansımıza denk gelmiş. Kısaca sabah 5’e kadar uyumadım, köpek, foxes ve rüzgar sesleriyle çadırda oturdum. Neyseki ayışığı sayesinde öyle fazla karanlık değildi ve fener kullanmama gerek kalmadı. Bu arada tuvalet yürüyerek 5 dakika uzaklıkta, denemedim bile... Köpekler durmadan uludu, kimi zaman çadırın yanına gelip havladılar. Rüzgar çadırı başıma yıkacak gibiydi, fakat anladım ki eski tip çadırlar epey dayanıklıymış, bizim modern çadırlarımız bu rüzgara dayanamzdı sanırım. Sabah 5’te uyumuştum ki, 6’da Sean tarafından hadi dalış yapacağız diyerek uyandırıldım. Sabah saatlerinde whale shark görme olasılığı çok yüksekmiş burada, eğer beni tuvalete götürürsen dalarım dedim. Ekipmanımı kur dememe gerek bile kalmadı, çoktan kurmuştu. Böyle zamanları iyi değerlendirmek gerekiyor. Tuvalet doğal olarak rezaletti, sifonu çektiğimde su yoktu bende bir musluk koluna benzer bir şey gördüm, o kolun sifona su yollayacağını düşündüm, fakat bazen düşünmemek benim için daha iyi bir seçenek olsa gerek. O kolu çevirdim ve dört bir yandan su fışkırdı, tepemde asılı olan duş, lavabo, ve ne kadar musluk benzeri şey varsa aynı anda çalışmaya başladı. Sabah duşu aldım da diyebiliriz. Heyooooooo, dalış ekipmanımı kurmanın yanında bir de bonus kazandım, twinkies ve sütlü nescafe... Dalışa başlıyoruz, görüş mesafesi öyle çok iyi değil, Sean ile aramızda nerden baksan 20 metre var, dakika tuttum 4 dakika bana hiç bakmadı bile(dırdır edebilmek için yeterli bir süre bu, kazalarda 4 dakika en önemli, zaten tek önemli andır, her ne kadar 7 dakika nefes tuttuğunu söyleyenler olsa da ben 4 dakikayı kendime hedef alırım, bu 4 dakika nefes tutabileceğim anlamına gelmesin, 30 saniye bile nefes tutamam ben). O da ne bir eagle ray kahvaltı yapıyor ve ben yine her zamanki aptallığı yapıp, Sean’da görsün diye suyun altında taklalar atıyorum, kornam yok, tank topumu tankıma takmayı unutmuşum. Hayır dakikalar boyunca bir insan hiç mi kafasını çevirmez, o sırada felaket senaryoları kuruyorum kafamda, eğer başıma bir şey gelse gerçekten şansım yok... Tek çare yüz dokun, geri gel. Acı ama yaptım. Güzel bir kare fotoğraf bile yakalayamadık eagle ray ile...Dalışlarla ilgili yazacak öyle çok ilginç bir ayrıntı yok, sadece bir dalış berbattı, 2 metre suda 30 dakika geçirdik bir kaç nudi ya da kabukluya rastlarız diye ve benim paletlerim bunun için müsait değildi, fakat yine de ilginç şeyler yakaladık. (yakaladık kelimesi göz ile yakaladık anlamında). Kısacası kamp için yazılması gereken tek şey, harikaydı. 3 Yıldır sürekli Sharm’a geliyorum, yazlarımı burada geçiriyorum, fakat böyle bir kampı ilk kez yaşadım. Bu arada kamp alanında elektrik de yok. Geceleri mum ışığı ve ateş...

7 Temmuz Shark Yolanda ve Marsa Ghozlani






10:11İşte büyük an ve bu yazın ilk Shark Yolanda dalışı. Suya atlamamızla beraber Shark Reef duvarında Snappers(Avcı balığı) ve Batfish(yarasa balığı) sürüsü ile karşılaştık, biraz maviye doğru yol alarak orada da baracuda(baraküda) sürüsü yakaladık. Yolanda reef’e doğru kuvvetli bir akıntıya kapıldık ve kendimizi hızlıca Yolanda’da bulduk, Yolanda ile Satellite reef’in arasına girmeyi denedik ve biraz da yol aldık, fakat ters akıntı vardı ve dehşet yorucuydu, Satellite reef’e gittik ve orada vakit geçirdik.Dalışın sonunda şiddetli akıntı bizi bekliyordu ve tekneye yol alırken deli bir efor sarfettik.
Max Depth: 28.3
Dive Time: 47
Avg: 14.0

12:19 İkinci dalışa Anemon City’den başlayıp, Yolanda’da bitirmeye karar verdik. Tek bir güzel anemon fotoğrafı yakalayamadım ama daha Anemon City’den itibaren her çeşit balık bizi bekliyordu. Travellies, Unicorn,Batfish, Scorpion ve diğerleri... Shark Reef’e geldiğimizde Sean ve bizimle dalan rus çift blue dive yapmaya doğru yöneldiler, ben reef’te kaldım va Shark Reef ile Anemon City arasındaki lagunadan ilerlemeye karar verdim.İyiki de bu yolu seçmişim, büyük black trevally(bir kaç tane) unicorn grupları lagunadaydılar.Akıntı sıfırdı ve her şeyin tadını çıkardım. Serbestçe dolaşan iki giant moray (müren),masked puffer fish(maskeli balon balığı)ve daha bir çok tür... Shark Reef ile Yolanda Reef arasındaki Laguna’da Sean’lar ile buluştuk. Yine lagunadan Yolanda’ya yol almaya devam ederken bir anda üstümüzden hızla geçen bir Manta yakaladım, iki seçenek vardı , fotoğraf çekmek ya da diğerlerine Manta’yı işaret etmek. Geçen sene bu hatayı yapmıştım, whale shark gördüğümde fotoğraflamak yerine diğer dalıcıları da Whale Shark’tan haberdar etmiştim ve sonuçta elimde 3 kötü fotoğraf kalmıştı. Bu sefer doğru seçim, zaman kaybetmeden fotoğraf çektim,4 poz yakaladım.
Hemen arkasından çiftleşen iki müren gördük. Bir tanesi diğerinin üç katı büyüklükteydi. Mükemmel bir dalıştan sonra üçüncü dalışı yapmaya karar verdik.
Max Depth: 18.3
Dive Time: 56
Avg: 11.3



15:18 Dalacağımız yerin Marsa Ghozlani olduğunu öğrendiğimde tüm hevesim kaçtı. Daha dalmadan önce kısır bir dalış olacağını biliyordum. Büyük bir octopus(ahtapot) dışında öyle harika bir şey görmedim. (Cornet fish, masked butterfly fish, crocodile, clownfish, travelly, boxfish ve bir kaç şey daha...)
Max Depth: 24.4
Dive Time: 57
Avg: 11.9


Cumartesi günü Marsa Bareika’ya kampa gidiyoruz. Kıyı dalışı yapıp, çadırda kalacağız. Sanırım kötü bir uykuya sahip olacağım, fakat yine de gitmeye değer.

3 Temmuz Shark’s Bay


Sabah erkenden Shark’s Bay’e gittik. Sean her ne kadar sabah saatlerinde balık trafiğinin daha fazla olduğunu düşünmesine rağmen (benim şansım her zaman öğle saatlerinde yaver gider),kısaca alışılmadık bir şey görmedik. White Knight yönüne doğru gittik.
09:39
Max Depth: 15.8
Dive Time: 83




12: 07
İkinci dalış tam ters yöne oldu, her zaman gördüğümüzden farklı hiç bir şey görmedik. Stonefish hala aynı yerdeydi, giant moray aynı yerde... Tek büyük değişiklik picasso fish tarafından ısırılmam oldu ve bu ısırılmaya rağmen bana tek bir güzel fotoğraf vermedi. Temmuz-Eylül arası yumurtlama dönemi olduğu için eğer yuvasının oralarda fink atıyorsanız size çarparak uzaklaştırmaya çalışıyor, hala ısrarla bölgesini terketmezseniz ısırabiliyorlar. Neyseki küçücük bir ağzı var 10 kuruş büyüklüğünde bir daire izi bırakıyorlar,sanki vakum benzeri bir şey yaptı ve fire coral acısı ile aynı acıyı hissettirdi, anlıktı ve acısı kısa sürede geçti. Yaptığı vakum izi de 2 saat sonra yok oldu. Dalış bitti ve kumsala çıktığımızda dalışı bitiren bir başka grubun, whale shark ve manta çığlıkları atmasıyla, hüsranımız daha da arttı. Her şey şansdan ibaret, sizinle yüzen bir şeyler var, doğru zamanda doğru yere kafa çevirmenizden ibaret her şey. Bir şeyler görmek istiyorsanız reef’e dönük değil, mavi derinliklere doğru bakarak tüm dalışı gerçekleştirmeniz gerekiyor, hele ki fotoğraf çekiyorsanız şansınız oldukça düşük, siz bir iki kare fotoğraf alana kadar, her şey arkanızdan hızlıca çekip gidiyor.
Max Depth: 19.8
Dive Time : 72

2 Temmuz Shark's Bay




Yeniden Shark’s Bay
Bugün için 3 dalış planladık.
11:24
İlk dalış White Knight yönüne doğru gittik. Tüm dalışı fotoğraf çekmekle geçirdik.
Max Depth: 20.4
Dive Time: 75
Avg: 10.6
27 Degress


14:11, ikinci dalışta’da ters yöne yol aldık, iki dalışta mükemmel zevkliydi.
Max Depth: 31.7
Dive Dime: 90
Avg:8.2
27 Degress




17:12
Üçüncü dalışta görüş mesafesi berbattı ve Sean o görüş mesafesinde blue dive yapmak istedi, bende kabul etmedim, tüm bu teklif ve reddetme süreci sualtında yaşandı ve biz küstük sualtında. İskelenin yakınlarına geldiğimizde ayrıldık, o kanyona doğru indi, bende iskele yakınlarında fotoğraf çektim. O köpekbalığı gördü, bense hiçbir şey. Yukarı çıktığımızda uzun süre konuşmadık.
Max Depth: 12.2
Dive Time: 79

Populer Yazılar

Like us on Facebook