Makinesiz



Hani insanların kaçtığı gizli kasetler vardır, hayatları boyunca karşılarına çıkmasın isterler, benim de öyle kaçtığım bir bant vardı ki 10 dakika önce internette karşıma çıktı. Boşuna sevinmeyin henüz porno içerikli görüntülere sahip bir kaset kaybetmedim, ama saçmalık abidesi denilenecek bir kısa filmin tarihimde yer almayacağını düşünürken, sevgili hocam Aytuğ Aydın'ın ismimi yazmadığım roll caption'ına ismimi yönetmen olarak yazmasıyla gözlerim yuvalarından oynadı. Öyle kötü bir filmdi ki, yönetmeni olarak kremalı börek yazmayı uygun görmüştüm, hatta roll caption'da da öyle yazıyor, fakat internette yönetmeni olarak ismimi geçirmiş. Elbette inkar edeceğim, o filmi ben çekmedim :-) Tam bir kabusdu, Gülçin, Neslihan ve benim ortak projemizdi. Planladığımız bu değildi, yani içinde olması gereken sahneler çekilmemişti, sansürlü de bir filmdi falan derken... Ortaya bu çıktı, bizde en iyisi unutalım bu işi dedik. Tabi Ali Tokay'ın oyunculuğu ve bize katlanması son derece minnet duymamaız gereken bir şeydi. Böyle İstanbul'un bir ucunda, havanın buz gibi olduğu bir kereste fabrikasında çekmiştik. Benim bilmişliğim yüzünden Aytuğ Aydın çekip gitmişti. Sanırım ışıkla ilgili bir bilmişlik mi ne yapmıştım, kısa süre sonra döndü tabi yanımıza, hıncını tam alamadığı için. Jimmy Jib olarak, kereste fabrikasının kepçesini kullanmıştık, kepçenin üstünde kamerayı ben kullanmıştım. Şaryo ise arabanın arka koltuğunu mu ne sökmüştük, eee tabi bir de arabayı çalıştırmak yerine itmiştik, tam şaryo olabilmesi için. Seneler sonra çalıştığım dizi setinde bile o kadar yorulmadım hiç diyebilirim. Güzel bir anıydı, ama filmimiz tatsız, sıska, eksik bir şey oldu gitti... Bizde onu hep şöyle anmıştık, hani şu iğrenç film vardı yaaaaa, biz çekmiştik diye...

Türk dalgıçları karalama defteri




Aslında bu yazıya Türk dalgıçların komik ve ego kokusuyla donanmış hareketleriyle biraz eğlenmek amacıyla başlanmış, fakat daha başlık ne olsun acaba diye düşünmeler gark olmuşken, aklıma gelen bin türlü paranoyak senaryolarla bu hale gelmiştir. Yazıyı okuduktan sonra “Sen ne diyon, ne demek istiyon” diye serzenişte bulunacak dalgıç arkadaşlarım için de hazırdan işlerini kolaylaştırayım dedim ve bu başlığı koydum. Diğer alternatif (çoğunluklu alternatif ) içinse,, okuyup es geçiniz efendim, hiçbir ciddiyeti yoktur, sadece sabahın 4’ünde canım sıkıldı, uyku tutmadı ve daha fazla yemek yiyemem bu saatte, en iyi alternatifim kendimin de içinde olduğu bir camia ile dalga geçmek.

Bunları biliyor muydunuz ansiklopedisine eklenecek gereksiz bilgilerden birisi de dünyanın en kötü dalgıçları sorusuymuş. Kötü dalgıç yoktur, sorumsuz dalgıç vardır, ya da ben sana dalgıç olamazsın demedim ki atasözleri bir yana dursun, Türk dalgıçları bu en kötü dalgıçlar listesinde Ruslar ile birebir liderlik yarışındaymışlar. Tatile giden türk dalgıçların haberini alan rehberler, kafalarını duvarlara ahhhh yine bir Türk dalgıç kolonisi geliyor, ya da Cmas kolonisi geliyor diye vururlarmış, haberimiz yokmuş. Hele ki Türk dalgıç, Cmas bröveli olursa tadından da yenmezmiş. Biz laylaylom dalmalara gidelim elin memleketlerine, hakkımızda dönen dedikodulara bakın haaaaa!!!
Efendim bu yüze gülüp, arkadan dedikodu yapan sualtı yüzgeçsizi bir de liste oluşturmuş Türk dalgıçlarının habitat’ı hakkında, eee bize de bu blogda yayınlamak düştü :

1- Türk dalgıç, asla ve asla kendisine verilen saatte otelin lobisinde sizi beklemez. Kendisini kahvaltı salonunda ya da havuz başında fotoğraf çektirirken bulma olasılığınız yüksektir. Öncelikle bu alanlara bakınız.

2- Türk dalgıç, kendisine erkenden sorulan öğle yemeği alacak mısınız sorusuna hayır der, (tekneye yemek sayısı yemekler hazırlanmaya başlanmadan önce bildirilir) yemek saatinden yarım saat önce midesi kazınır ve geri vites yapar.

3- Türk dalgıç, tekneye biner binmez sizin tekne brifingi vermenizi beklemeden hızla havlusunu sermek için en uygun yer arayışına başlar. Bu sırada sandaletlerini çıkarmayı kesinlikle unutur.

4- Türk dalgıç, tekne hareket etmeden önce dalış ekipmanını kontrol etmez ve tekne yol aldıktan dakikalar sonra aşağıya inip benim maskem ya da patiğim sandığımda yok der(daha çok sandığımdan alınmış, biri yapmış, biri almış), sizi telaşa verir, tam siz bir şeyler organize etmeye çalışırken 3 dakika sonrasında, “yaaaa bcd’nin içine sıkışmış, görmemişim kardeş kusura bakma” der.

5- Türk dalgıç, 4 aylık dalış sezonu olan ülkeler arasında en çok dalış sayısına sahip olan dalgıçtır! Fakat asla dalış kayıt defteri tutmazlar.(logbook )

6- Siz uyarmadığınız sürece, dalış başlayana kadar ekipmanlarını hazırlamazlar.

7- Türk dalgıç, teknede tek DIN tüp olsa bile gider onu bulur ve sizden INT’e çevirmeniz için adaptör ister.

8- Türk dalgıç, sizden adaptör istemeye gelirken tüpünü dik bırakır ve birinin ayak parmağının kırılmasına vesile olur.

9- Türk dalgıç, akıntı dalışında 32 kere uyarılmasına rağmen tüm ekipmanını tam olarak kuşanmayan tek insan türüdür.

10- Türk dalgıç, maskesini takmadan ve ikinci kademeyi kullanmadan tekneden atlar. (Bu yüzden de bir akıntı dalışında tüm ekipmanı kuşanmasının zaten imkansız olduğunu anlarsınız)

11- Türk dalgıç, suyun altında hiçbir sebep yokken maskesini çıkarıp çıkarıp takan terk ırktan gelmektedir. Fotoğraf çekerken maske ve ikinci kademeyi çıkararak fotoğraflarda “denizlerin atasıyım, iskelenin babasıyım” pozları verirler.

12- Hava ve derinlik göstergesi salına salına gezmeyi severler.(Tepenizden de özellikle geçerler ki bu göstergeler kafanıza kafanıza vursun isterler )


Devam edecek…

Hoşgeldim Türkiye'ye



Sharm El Sheikh günleri sonları erdi ve tekrar Türkiye’ye döndüm. Döner dönmez de tekrar Kanal D’deki işime yeniden başladım. Bu sezon da ekip olarak Cinemania programını hazırlayacağız. Haftaya Cumartesi ilk yayın, doğal olarak gelir gelmez koşuşturmaca ve stresin içinde buldum kendimi…



Gelmeden bir hafta önce nişanlandım, Naama Bay’de çin lokantası'nda ufak bir kutlama yaptık, nişanlanmak bana bile sürpriz oldu. Altından hoşlanmadığım için yüzüklerimizin gümüş olmasını istedim, eee haliyle de Türkiye’ye gelir gelmez, “gümüş yüzükten nişan yüzüğü mü olurmuş, hadi canım sendeeeee”gibi yorumlarla karşılaştım. Evet hanımlar-beyler, benim için gümüş yüzük uzuvlarımda taşımaktan daha hoşlandığım bir materyal ve mantık olarak mücevherden hoşlanmadığım için, yarın kendi manteliteme cevap verebilmek açısından önemli bir sebep. Bir yandan mücevher’e karşı ahkam keserken, öbür yandan parmağımda parıldak bir para yumağı taşımak istemedim, istemiyorum da… (Bunu taşıyanlara karşı bir eleştiri de bulunmuyorum, bu benim mantelitem). Nerede yaşayacağız ile ilgili sorulara şimdilik cevap veremediğimiz gibi, bize bu tarz sorular sorulmamasını da rica ediyoruz. Bilmiyoruz. İki seçeneğimiz var ilk sene için: İstanbul veya Sharm El Sheikh. Eğer Sean’a İstanbul’da iş bulabilirsek burada yaşayacağız.Tabi tek kelime bile türkçe bilmeyen bir insana nasıl iş bulabiliriz bilmiyorum. Kafamızda İngilizce kurslarında öğretmenlik yapması var ama, bu konu hakkında da hiçbir bilgiye sahip değiliz. Yani bilinmezlik had safhada…




Geldim ama nasıl geldim, nasıl uçağa yetiştim bilmiyorum. Kahire aktarmalı olarak İstanbul’a gelenler bilirler ki, medeni davranışlarınızı cebinizde taşıdığınız sürece Kahire hava alanında bagaj teslimi yapmak çok zor. Hadi ben çıldırma kapasitesi olan bir insanım ama bu sefer şu arkeolog tipli İngiliz amcalar olur ya, onlardan birisi bile çileden çıkmış haldeydi. Siz sıraya girersiniz ama mutlaka sizin sıranızı umursamayan birileri gelir, bagajlarını bir güzel teslim eder, konuşmaya kalkarsınız, ingilizce de bilmez. Tek çareniz itişmektir Kahire havaalanında. Sharm’dan kalkan uçağım saat 00:30’da Kahire’ye indi inmesine ama, ben bilet kontrolü için 01:20 de görevlinin karşısına anca dikilebildim. Ve görevli ne söylesin. Sizin uçağınız buradan kalkmıyor ve biletinizde yazan saat yanlış. Çabucak dışarı çıkın, taksiye binin Terminal 2’ye gidin. Tabi havaalanı’ndan çıkmak da girmek gibi kolay olmuyor. Çıkmak istiyorsunuz , adamlar sizi sırayla sorgu suale alıyor. Niye çıkıyorsunuz, birine açıklıyorsunuz, o alıyor sizi başka bir adama götürüyor, ona da açıklıyorsunuz. En sonunda dayanamadım ve gözüm karardı, ne dediğimi hatırlamıyorum. Önüme ilk gelen taksiye pazarlık etmeksizin atladım, taksici 30 paund dedi, ben de acelem var, hızlı git 50 paund vereceğim dedim. Döküntü taksi ile hızlı gitmek imkansızdı, kafamdaki beyaz saç sayısı taksinin içinde artış gösterdi ve 01:45 Terminal 2’ye vardım. Yine kuyruk, gözüme bir bagaj taşıma görevlisini kestirir kestirmez, bahşiş verdim ve kuyruğu yararak Terminal 2’nin içine girdim. Burası bildiğimiz Terminal 1 ile alakasız bir yer, gayet eski bir hava alanı , international bir hava alanı gibi değil. Daha Terminal 2’ye girerken görevli, Türk Hava Yolları’nın kontuarının kapandığını söyledi. Delirmemek içten değildi, biletimin üzerinde 03:30 uçak saati yazılıydı. Hemen başka bir bagaj taşıma görevlisine daha bahşiş vererek, Egypt Air kontuarına ışınladım kendimi. Bilet kontrolü kapanmıştı, fakat biletimdeki yanlışlığı görür görmez bagajımı aldılar, elime uçuş kartımı verdiler. Uçuş kartıma bakar bakmaz uçuş saatimin 02:30 olduğunu gördüm ve saat 02:00 olmuştu. E n zor aşama ise şimdi başlamıştı. Pasaport ve vize kontrolü… Bahşişin geçmeyeceği tek yer. Görevli aradım, uçağımın kalkmak üzere oldupunu söylemek için, görevli buldum ama adam İngilizce bilmediği gibi, gözüne soktuğum uçuş kartımı sallamadı bile. Hintli bir aile de benimle aynı sorunu yaşamasına rağmen, adamlar apar topar geçiş yaptılar. Kalakaldım, ümidi kesip kuyrukta bekledim. 02:15 kuyruğu geçerek, çıkış kapıma koşturdum. Kapıdan geçtim, çantamı düşürdüm, o panikle uçuş kartımı bir yerlere sokuşturmuşum, onu bulamadım 3-4 dakika orada kaybettim. Türkçe’nin en güzel yanı, sizinle aynı dili konuşabilen birilerine rastlama olasılığınız çoz az ve dilediğiniz gibi küfür edebilirsiniz. Herhalde son 15 dakika ingilizce falan konuşmayı da bırakıp , sadece kendi kendime Türkçe küfür etmeye başladım. 02:20 mutlu son, uçağa bindim. Türk Hava Yolları ile Egypt Air ortak uçuşu olan bu sefer de hata Egypt Air Sharm El Sheikh ofisindeydi. Uçak biletimin üzerinde saat yanlış yazıyordu.
Siz siz olun, mutlaka uçuşunuzun hangi terminalden olduğunu öğrenin. Ve terminaller arası mesafenin ne kadar olduğunu öğrenmeyi ihmal etmeyin.

Sharm ve dalışlarımla ilgili yazıları yazmaya devam edeceğim, bu sadece bir hoşgeldim yazısıydı…
>

3 Eylül shark & Yolanda



Bugün 3 Eylül, Türkiye’ye dönmeme çok kısa bir süre kaldı. Bugün yine bir başka Ras Mohamed günüydü. İlk dalış hiç istemesemde Marsa Bareika idi. Normalda Marsa Bareika, Ras Mohamed’in snorkel ve intro alanı. Tekneler genellikle dalış merkezleriyle iki akıntı dalışı ve bir şamandıra dalışı anlaşması yaptığı için, Ras Mohamed'de şamandura yapılacak sadece iki dalış bölgesi olduğu için her gün buraya geliniliyor. (İkinci alternatif Marsa Ghozlani)Bot’tan ilk atlanıldığında 5 dakika kadar derin mavi’de yüzüp reef’e geliniyor. Snorkel yaparken 2 eagle ray ve bir great baracuda görmeme rağmen, onun dışında da başka bir şey görmedim. Her ne kadar bu bölgede dalış esnasında yunus görülebileceği söylensede, ben bugüne kadar hiç görmedim. İngiliz bir baba, kızı, kızının erkek arkadaşı ve Sean’ın annesi dalıcılardı. Bende bu grubun videosunu çekecektim. Sean rehberdi.
Marsa Bareika’da adım başı küçük anemon’dan bol bir şey yoktu. 6 tane blue travelly, lionfish,bolca sea warm, kocaman istiridyeler vardı. Benim bu bölgede iki favorim var, birisi table coral (masa mercanı) gerçekten mükemmel bir mercan, fotoğraf, için de video için de tek kelimeyle kusursuz bir suje. Sanki antika bir havaya sahip görkemli eski bir ev gibi... Diğeri ise yine bir mercan topluluğu ve burayı yuva edinmiş glassfishler. Burada da video ve fotoğraf için eşsiz bir görüntü "gel çek beni" demekte. Dalgıç modelli bir fotoğraf için mükemmel bir dekor.
İkinci dalış neyse ki Shark&Yolanda idi. Brifing zamanı tüm dalıcıları onayıyla big blue yapmaya karar verdik. Shark Reef’te atladık, Snapper’ları görür görmez kendimi kaybettim, ters istikametteydiler, ama tutamadım yine gittim yanlarına, sonra biraz daha açıkta blackfin baracudaları gördüm, Sean tam ters istikamette açıkta batfisleri gördü, o tarafa doğru yol aldı, bir süre kendimi yırtsamda baracudaları işaret etmek için, sonradan enerjimi tüketmekten vazgeçip baracudaların keyfini çıkardım. Sonra grubun yanına döndüm, mavide ilerlerken kamera ile çekim yapmak için dalıcılara yaklaştıça herkesin tedirgin olduğunu farkettim, Sean’a doğru ilerleyip problem sinyali verdim ki o da çoktan anlamıştı, mavilikten herkesin tedirgin olduğunu...Böylelikle erkenden reef’e döndük, planladığımız ise her zaman ki gibi Yolanda reef’teki batık kalınıtlarına kadar mavi yapmak, sonra Yolanda Reef’in sonundan girerek, klozetlerin üstünden ilerleyerek, Satellite reef’de bir tur atıp, tekrar Yolanda’ya dönmek, 11 metre’deki mağaraya girip 4 metrede çıkıp deko yapmak, tüpte hava varsa da biraz daha ilerleyip 7 metredeki oyuktaki glassfishleri görüp dalışı bitirmek. Neyse Yolanda Reef’te soft mercanları falan çekerken, iyice geride kalmıştım ki, Sean’ın gel hareketi ile heyecanlandım ve mühim bir şey görme edasıyla ilerledim (depar attım). Black Travelly sürüsü ve deli bir sayıydı, hemen aralarına daldık, mükemmeldi. Uzun süre bizi terketmeyip daireler çizdiler. Bu gibi durumlarda çekim yapmayı falan ikinci plana atıp, zevkine varıyorum. Bir baracuda veya travelly sürüsünün arasında süzülmenin zevki, bu duyguyu nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Black travelly’leri terkettikten sonra Yolanda Reef’te görüş çok iyi değildi, bolca giant moray gördük. Başka gruptaki bir dalıcı bana gizlenen bir giant moray’i işaret etti, bir tülrü kafasını gizlemekten vazgeçmiyordu. Sonunda paletimle hafifçe dokunmak zorunda kaldım, pozisyon değiştirmesini sağlamak için. Dalış sonrası da bu yaptığım hareket için oldukça pişman oldum. Dalış sırasında balıkları rahatsız eden ya da onları bunaltan dalgıçlar kadar sinir olduğum başka bir şey yokken, onlar gibi davranmayı kendime yakıştıramadım. 2 tane crocodile fish gördüm. Zararsız olan bu timsah balıkları benden ve kameramdan pek hoşlanmıyorlar, herkes benimle dalga geçiyor, çünkü en hareketli Timsah balığı görüntüsünü hep ben yakalıyorum. Normalde kameraya uyur pozisyonda poz veren bu balık, sıra bana gelince kaçacak delik arıyor. Bir aşağı bir yukarı cirit atıyoruz, sonuçta hareketli bir timsah balığı daha ilgi çekiyormuş öğrendim. Dalışın sonu yine glassfishler ile bitti. Yine mutluluk, yine mutluluk... Her Shark&Yolanda dönüşü beni burda bırakır mıısınız diyorum. Buraya aşığım, duvar açığındaki snapper, travelly, baracuda ve batfish sürüleri. Kesinlikle eğer bröve dereceniz ve dalış tecrübeniz yetiyorsa burada reef açığında dalış yapın. Bazen baracuda sürüsü yaklaşırken, sanki bir reef’e yaklaşırmış gibi hissediyor insan... Eğer tekneyi kapatmış bir grupsanız, gittiğiniz dalış merkezine erken saatte dalış yapmak istediğinizi belirtin ve sabah erken yola koyulup, dalgıç kirliliğine karışmayın. Benim genelde şahit olduğum eğer 8,5 gibi limandan yola çıkarsanız, ilk dalışınız Shark&Yolanda ise bir de reef açığında dalış yapmayacaksanız sıkıcı bir dalgıç kalabalığına karışacaksınız. Bu yüzden böyle bir durumda ben ikinci dalışın Shark&Yolanda olmasını tercih ederim. Belki her şey benim şansımdı , fakat ben öğle saatlerinde yaptığım dalışlarda genelde daha fazla balığa rastlamışımdır. Fakat hiç kimse inkar edemez ki bu bölgenin best dalış saati early bird’dür. Fotoğraf ve video için ışık açısından kötü bir saat olsa da, sadece ve sadece zevk ve tutku için yapılması gereken bir dalış... Burada yapılacak bir gece dalışı ise benim tercihlerim arasında hiçbir zaman yer almayacak bir seçenek... Henüz o kadar çılgın değilim.

2 Eylül Shark's Bay

Bu aslında özelliksiz bir dalış günü olmasına rağmen Sean’ın annesi ile ilk dalışım olduğu için yazma gereksinimi duydum. Sue 59 yaşında, sky diver ve scuba diver. 60. Yaş gününde son bir kez daha sky diving yapacak. O hemen hemen dünyanın bir çok özellikli dalış noktasında dalmış (Bali,Avustralya, Maldivler vs...).Son 16 ay boyunca dalış yapmadığı için ilk gün Scuba review yapacaktı. Sharm’da eğer bir dalıcı uzun süre dalmamışsa, mutlaka scuba review istiyorlar. Bizde bu sebeplerle Sharm’ın en sevdiğim plajı Shark’s Bay’e gittik. Burası aynı zamanda küçük bir liman. Tekneler Tiran’a gideceği zaman burdan kalkıyor bazen, çünkü burdan hareket edildiğinde Tiran’a daha kısa mesafede gidiliyor. Bu plajda bana göre Sharm’ın en lezzetli fast-food yemekleri bulunuyor. Öğle yemeği zevki tam bir ziyafete dönüşüyor. Ayrıca kahveleri ve meyva suları da ayrı bir lezzetli. Ağer sıcaktan bunalırsanız, cafesinde keyifli vakit geçirebilirsiniz. Ayrıca bir internet cafe, bir market ve hediyelik eşyalar satan dükkanlar mevcut. Ayrıca Shark’s Bay Hotel ve dalış merkezi. Buraya snorkel yapmak veya güneşlenmek için geldiğinizde 20 paund ödüyorsunuz. Buraya gelmek için ödeyeceğiniz taksi ücreti ise 40 paund. (hava alanına yakın)Sharm’da 2 tane özellikli plaj olduğunu düşünürsek benim favorim burasıdır. Diğer plaj El Fanar, buranın en iyi snorkel alanı olmasına rağmen, suların çekildiği zaman mercan severler için tam bir işkenceye dönüşüyor. Hmen kısaca anlatmak gerekirse Sue(Sean’ın annesi) ve ben El Fanar Beach’e gittik. Burası Ras Um Sid denilen dalış bölgesi. Bir de ne görelim su olmuş bi karış reef’in üstünde, normalde 2 metre falan oluyor. Yüz yüzebilirsen, mercanları incitmek isteyeceğim son şey, ilerde bir yerlerde yürüme yolu için halat koymuşlar, biz de farkında değiliz. Bir karış suda yüzme benzeri bir şey yaptık. Sue gayet başarılıydı görünüşte, ama dönüşte fire coral izlerini gördüğümde benim daha başarılı olduğumu anladık. Maalesef ki koca göbeğimin dokunmadığı mercan türü kalmadı. Tam bir işkenceydi, her taraf küçük fire coral ile doluydu, mercan olmayan bir alan imkansızdı. Neyse kendimizi maviye vurmamızla daha 10. Saniyede bir kablumbağa 15. Saniyede eagle ray gördük. Daha sonrasınd great baracuda. Dönüşte bu günlük yeter, ben sadece gölgeleneceğim ve kitap okuyacağım derken, uykunun kollarına kavuşalı 3 dakika olmuşken Sue’nın sesini işitmemle kafamı kaldırdım. 2 ingiliz genciyle konuşmaya dalmış (kızın adı Roxy idi ama diğerini hatırlamıyorum). Onlara doğru döndüğümde Sue, Roxy’nin hamile olduğunu ve mercanların üzerinden geçerken zarar görmemesi için ona yardım edeceğini söyledi. Bu sırada Roxy’nin erkeke arkadaşı hamile olmadığını söyledi, şezlonga nasıl kapaklandığımı hatırlamıyorum, Sue kıpkırmızı olmuştu. Ama kim görse Roxy’i hamile sanırdı. Ne hastalığı olduğunu hatırlamıyorum ama vücut incecikken kocaman bir göbeğe sahip oluyorlar ya işte o hastalığa sahipti kız. Bende geliyorum dedim ve yola koyulduk, bu sefer halat’ın olduğu yere gittik, her taraf deniz kestanesi ve fire coral doluydu. Ve ikisinin de paletleri botsuz olanlardan dı bu da yetmezmiş gibi ikisi de deniz beceriksizi idi. Sanırım 40 dakika kadar onları denize kavuşturmakla oyalandık. O sırada Dahb( tekne adı) bizi görüp reef’e yanaştı. Sean ordaydı, bizimle dalga geçip, uzaktan bizi izlediler. Neyse bir kere denize kavuşmuşken bir daha çıkmam diyerekten 1,5 saate yakın denizde kalıp tüm derilerimi büzüştürdüm, Temple’a yüzdüm sonra geri döndüm.
Neyse tekrar Shark’s Bay günüme geri döneyim. Kahvelerimizi yudumlarken, Sean ile annesi başladılar derse. Sean bana karşı dalış konularında çok tahammülsüz, en ufak bir şeyi anlamayayım, dünyanın en sert bakışlı adamına dönüşüveriyor. Neyse ki annesine de aynı tavır içindeydi. Onu öğrencileriyle çok kez gördüm, gayet şeker bir instructor, kimi zaman tam idiyot öğrencilere denk geldiğinde aynı şeyi on kez anlattığında bile sabrını yitirmiyor. Ama ben ya da annesi ikinci kez bir şeyi sorarsak şeytana dönüşüyor. Dalış işaretlerini tekrar ederlerken zavallı annesi bir tane işareti hatırlamadı, kadın nasıl stress oldu. Neyse hazırlandık ve suya girdik, onlar scuba review yaparken ben de etraflarda video çektim, sonra onlar dalışa geçtiğinde bende peşlerinden gittim ve Sue’nın videosunu çektim. Gördüğüm en ilginç şey yarım kuyruklu kocaman Blue spotted Stingray. Bir kavuğun altına iyice gizlenmiş bir türlü görüntüleyemedim, kocamandı, ve iğnesini olmadığı için ilk defa korkmadan yanaşabileceğim bir stingray bulmuşken o da iyice gizlendi benden. Suyun altında çekimini yapmaktan en çekindiğim canlı maalesef bu. Reef Shark’a bile daha rahat yaklaşıyorum, fakat Blue spotted Stingray denilince akan sular duruyor bende.
İlk dalış çok özellikli değildi , ama ikinci dalış Shark’s Bay’de yapılabilecek en özellikli dalıştı. Dive Guide’de yazan istikametin tam tersine giderek White Knight’e doğru, 28 metre’de harika bir glassfish pinnacle’ı görmek için. Daha sonra Canyon’a girdik ve 12 metreden çıktık, çıkarken güneş tam tepemize dik geliyordu. Daha sonra ise iskele’nin altına girdik ve burası eşsizdi. Çok sayıda Cornetfish, Lionfish, Banded pipefish, bir tane Porcupinefish ve Crocodile fish. Tek kelimeyle mükemmek bir dalıştı.

21 Ağustos Tiran Dalışı



Shark’s Bay hareketli bir Tiran günü. Amacımız Hammerheads görmek, ilk dalış Jackson outside. Mutsuz son, biz sadece dipsiz bir mavide dalış yaptık ve hiçbir şey göremedik. Dalışı bitirmek için resif’e döndüğümüzde bir tane Green Sea Turtle gördük.
İkinci dalışta kamerayı almadım, sadece zevk dalışı yaptım. İyi mi yaptım , kötü mü yaptım bilmiyorum. Gordon reef’deydik, dalışın ilk 20 dakikasını reef ile ilgilenmeden maviliğe bakarak geçirdim, bir tane grey reef shark’ı tepeleme dibe gittiğini gördüm fakat Sean’a inandıramadım, daha önceden yapılmış yanlış tespitlerimden dolayı, cornetfish’dir o diye dalga geçti benimle. Biz dikleşen duvara gelmeden önce kocaman bir Fantail Stingray gördük. 10 dakika sonra aynı stingray’e bir kere daha rastladık. Asıl çılgınlık ise Gordon Reef’te koskocaman bir tur atmamızdı. Normalde Gordon Reef’te yapılan bir akıntı alışında , 90 derecelik dik duvara gelindiğinde dalış bitiriliyor. Fakat biz dalışı Lara(Gordon Reef’deki yarı batık gemi)’nın önünde bitiriyoruz, kafalar Lara’ya dönük bir şekilde yüzeye çıkılıyor ve zevklerin doruğu... Ayrıca eğer buraya kadar ilerlerseniz göreceğiniz predator tipi balık sayısı artıyor, çok sayıda travelly ve şansınız varsa köpekbalığı görebilirsiniz.

Populer Yazılar

Like us on Facebook