79. Oscar Töreni!!!

Bu da mı olacaktı, yıllarca ekran başında gecenin bir körü sevgili Scorsese'miz ödül alsın da, göğsümüzü gere gere gezelim edalarıyla izlemiş durmuşum. Ama bu sabah ne göğsümü geriyorum, oturmuş zorlama 3-5 cümle yazıyorum. Büyüsü ne de çabuk geçiyormuş bu ödülün...Sadece yarım saat süren bir heyecanmış meğer benim için Scorsese'nin ödül alması...

Koskoca tören'den aklımda kalanlar ise, Ellen'in başarısızlığı... Tören boyunca yaptığı tek şe yarar espri Jen Hudson ve Al Gore için yaptığı espriydi. Jen'i gördüğünde, "Amerika onu seçmedi ama o oscar'da" gibi bir şey söyledi ve hemen arkasından Al Gore'u görünce "Amerika onu seçti ama, ilginç bir şeyler oldu o noktada ... " Bunun dışında yaptığı espriler ise Selami Şahin tadında espriler oldu gibi... Scorsese'ye senaryosunu vermesini ise ben ve benim gibi zekası parlak olmayan pek çok kişi yapabilirdi. Kısaca vasat...

Mehmet Acar'ın durmadan yaptığı değerlendirmeyse sıkıcıydı. Hele ki Scorsese'nin olduğu bir gecede. Acar durmadan şunu dedi: "En iyi kurgu ödülünü alan en iyi film ödülünü de alır. Son 10 senede 6 kez böyle oldu." Halbuki bunu diyen insanın şunu da demesi gerekirdi, hatırlamak lazım ki 2 sene önce Aviator en film ödülünü alamamışken, thelma schoonmaker en iyi kurgu ödülünü almıştı. O yıl Scorsese En iyi yönetmen dalında adaydı alamadı, Aviator en iyi film dalında adaydı, alamadı....

Bunun duşında yine NTV yanlışlarından biri zavallı Stephen'ın adını yanlış telaffuz etmesi oldu ki, geçtiğimiz hafta sonu aynı hata kendi çalıştığım programımda oldu. İngilizce konusunda ahkam kesmekten uzak kalan ben, sadece izlemekle yetindim. Çünkü Türkiye'de ingilizce konuşan insanlar ile benim bildiğim telaffuz hiçbir zaman denk gelmiyor. Ben bir İngiliz ile yaşamama, sabahları BBC haber bültenini kaçırmama ve bir çok ingilizle zoraki bir hayatı paylaşmama rağmen, telaffuz konusunda Türkiye'de sürekli düzeltmelere maruz kala kala bu kouda yorumsuz kalmayı tercih etmenin en doğru seçim olduğuna karar verdim. Çünkü herkesin telaffuzu farklı, America, England, South Africa vb... herkes çok farklı... Ama benim bidiğim Stephen, Steivın diye tellafuz ediliyo, fakat ülkemizde ısrarla Stefın denilmektedir. Neyse ingilizce problemlerini bırakıp biraz da Scorsese'ye dönelim...
1980 yılında En İyi Yönetmen dalında Oscar’a aday olan koskoca Scorsese, o güzelim ödülü nasıl olurda Robert Redford’a kaptırır. Hem de Ordinary People filmiyle ilk kez yönetmenlik yapan Robert Redford’a... Aradan yirmi yedi yıl geçti ve hala Raging Bull benim en zevk aldığım filmlerden biri. İzledikçe , yarın uyandığımda Scorsese olarak hayatıma devam etsem deyip, dururum.
Scorsese’nin siyah beyaz çektiği film, boksör La Motta’nın kendi ağzından anlattığı, şampiyonluktan bar komedyenliğine uzanan yaşamını ustalıkla anlatıyor. Robert de Niro da en az Scorsese kadar müthişti doğrusu. Ve aldığı Oscar’ı sonuna kadar hak etmişti. Hatta film setindeki ilginç olaylardan biri de, Robert de Niro’nun kendini rolüne fazla kaptırarak Joe Pesci’nin kaburgalarından birini kırmasıydı.
Scorsese, renkli filmlerin dayanıksızlığını protesto etmek amacıyla, filmi siyah beyaz çekmiş, bence hiç de fena etmemiştir. Filmdeki tek renkli sahne, eski aile anılarının kaydedildiği mutlu gün sahneleridir.
“Taxi driver” efsanesinden bahsetmeye çok da gerek yok aslında. Travis karakteri, sinemanın yansıttığı, aslında bizden olan karakterlerin en başarılılarından biri.
Bence Scorsese sadece bir usta değil, müthiş bir yönetmen. Mizansene hakimiyeti, ayrıntılara düşkünlüğü, karakter oluşturmadaki gerçekçiliği... Tüm bunlar sonunda Akademi'ye geç de olsa şapka çıkarttırmıştır. Fakat Akademi bu yıl ilk daha benimde yanlısı olduğum seçimleri yapmasına rağmen, inandırıcılığını kazandırmamış, geç gelen bir ödül, gerçekçiliğinden çok , eskiden biz bir hata yaptık dercesine verilerek, daha da çok Akademi'nin inandırıcılığını yok etmiştir.

Tiger Shark Besleme



İnternette sık sık rastladığınız köpekbalığı besleme ayinlerinden çok çok farklı, çünkü videoda ki tiger shark. Ve ben hala bu besleyicilerin tiger shark'ın doğasına nasıl uyum sağlayabildiklerini anlamış değilim.

Cinemania'da Bu Hafta


Cinemania'nın bu haftaki stüdyo konukları; Türk sinemasının yeni jönlerinden Nejat İşler ve Kurtlar Vadisi'nden sonra Barda filminin yönetmen koltuğuna oturan Serdar Akar...

Gençleri bel altından vurmayı hedefleyen "Neşeli Gençlik" vizyonda... Bir seri katilin doğuşunu izelmek isteyenler "Hannibal Doğuyor"u mutlaka görmeli... Sürükleyici ve gizem dolu bir cinayet öyküsü "Cehennem Çiçeği"nde... Jude Law, Hırsız adlı filmde bu kez Juliette Binoche'un kalbini çalmaya çalışıyor. "Söz ve Müzik"i Hugh Grant'a ait bir aşk, yakın zamanda Drew Barrymore'un kalbine doğru süzülecek...


Vizyona giren yeni filmler ve sinema dünyasından son haberlerle “Cinemania” yine dopdolu. Cumartesi Günü 13:10'da Kanal D'yi Sakın kaçırmayın!

Belcekız


<
belcekız adı bir efsaneye dayanıyormuş. eskiden burdan geçen gemiler, açıkta demir atar, içme suyu almak için kıyıya sandalla çıkarlarmış. bir gün yaşlı bir kaptanın genç, oğlu, kıyıya çıktığında belcekız'ı görür ve görür görmez aşık olur. belcekız da oğlana aşık olur. oğlan tekrar gemiye döner, belcekız da kıyıda, sevgilisinin yolunu gözler. oğlan her su almaya geldiğinde görüşürler. bir gün denizde fırtına patlar. oğlan, babasına havuz gibi bir koy olduğunu söyler, baba ise oğlunun belcekızla olan macerasını bildiği için, oğlunun sevgilisini görmek için o koya gitmek istediğini zanneder. baba-oğul kavga etmeye başlar. gemi tam kayalıklara çarpacakken kaptan bir kürek darbesiyle oğlunu denize atar ve dümene yapışır ki durumu görür. deniz dönerek çarşaf gibi bir koya girmektedir. oğlan orada ölür. kayaların üzerinde sevdiğini bekleyen belcekız da kendini kayalardan atıp ölür. işte o gün bu gündür kızın öldüğü yere belcekız, oğlanın öldüğü yere ölüdeniz denir.

Dinle İsrail!!!

dinle israil

vahşice peşimize düştüklerinde o zamanlar
sizden biriydim
siz başkalarının peşine düştüğünde
nasıl sizden olayım ben?

Erich Fried

Happy Feet-Neşeli Ayaklar




"i hear people wanting something..... meee!"

"Antartika'nın derinliklerindeki büyük İmparator Penguenler ülkesinde, şarkı söyleyemediğiniz takdirde bir hiçsinizdir. Bu, dünyanın en kötü şarkıcısı olan Mumble için talihsiz bir durumdur. O kendi ritmiyle dans ederek, step dansı (ayakların yere sertçe vurulduğu bir dans türü) yaparak doğmuştur. Mumble'ın annesi Norma Jean bunu sevimli bir alışkanlık olarak görse de, babası Memphis bu dansı, "penguence değil" diye aşağılar. Ayrıca, her ikisi de bilmektedirler ki bir Kalbe Seslenen Şarkısı olmadan Mumble gerçek aşkı asla bulamayabilir.
Kader bu ki Mumble'ın tek arkadaşı Gloria oraların en iyi şarkıcısıdır. Mumble ile Gloria arasında, yumurtadan çıktıklarından beri güçlü bir bağ vardır, ama Gloria da Mumble'ın tuhaf "hoplama-zıplama" huyundan biraz rahatsızdır.
Mumble, danışmanlığından yararlanmak istediği Guru Lovelace ve Amigolarla birlikte, uçsuz bucaksız buzullarda bir yolculuğa çıkar ve destansı bazı maceralardan sonra, bir canlının özüne sadık kalarak dünyada her zaman fark yaratabileceğini kanıtlar. " (www.sinema.com )

Finding Nemo'dan sonra beni böyle kendine bağlayan bir animasyon filmi olmamıştı. Ta ki bugüne kadar. İki hafta önce, filmin fragmanı geldiğinde izler-izlemez adeta büyülendim. Zaten bir penguen hastası olan bana, montaj sırasında oldukça enerji yükledi diyebilirim. Ki oldukça şanslıydım, bir sonraki bölüm için Happy Feet izleyici yorumları köşesinde karar kılındı. Ve Cinemania'da iki hafta üst üste yer aldı. Geçtiğimiz hafta 18 bölüm'de yer alan "An "Inconvenient Truth" içinde keşke aynı şey olsa diye bugünden dilemekteyim.

Tekrar Happy Feet'e dönmek gerekirse, içinde küresel ısınma, hatalı balıkçılık gibi konulara değinmesiyle benden 10 üzerinden 10 almakla kalmamış, benim gibi sulu gözlü muhteremin gözlerinden yaş getirmeyi başarabilmiştir. Karadan ayrılan buz kütlesinin üzerinde tek başına ilerleyişi , bir hayvanat bahçesine hapsoluşu, o sırada loveless'ın "3 gün sonra sesini, 3 ay sonra aklını kaybetti" demesiyle sanırım hıçkırmyaya başladım!!!

Ramon ve elbette Robin Williams harikaydı, filmin orjinalini izleyin derim, çünkü penguenler ve deniz aslanlarının aksanları dinlenilmeye değer. "catch up" ise apayrı bir durummmm!!!


İşte Penguenler Hakkında Birkaç Ayrıntı (Aşağıdaki yazı, Populerbilgi.com sayfasından alıntılanmıştır)


PENGUEN ve POTANSİYEL ENERJİ - KİNETİK ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ


İmparator penguenlerinin kuluçkaya yattıkları dönem kutup kışına denk gelir. Erkek penguen yumurta üzerinde kuluçkadayken, dişisi doğacak olan yavrusu için besin bulmaya gider. Kuluçka yeri ile en yakın besin kaynağının arasındaki mesafe bazen 100 kilometreyi geçer. Anne penguen yavru yumurtadan çıkana kadar geçen 4 aylık süre içinde sürekli dolaşarak yavrusu için kursağında besin biriktirir. Anne yumurtadan çıkan yavruyu devreldığında, baba penguen uzun sürecek olan yürüyüşe çıkar.

Penguenler büyük gövdeli olmalarına karşın, yürüyüşlerini zorlaştıracak kadar küçük bacaklara sahiptir. Peki nasıl oluyorda buna rağmen kilometrelerce yürüyebilmektedirler?

Penguenler tıpkı bir hacıyayatmaz gibi sağa sola sallanarak yürürler. Aslında penguenler enerji tasarrufu yapabilmek için sarkaç benzeri bir yürüyüş yapmaktadırlar.

Aşırı kısa bacaklı olan penguenler, yana doğru adımlar atarak kaslarının daha az yorulmasını sağlar. Böylece her adımın sonunda bir sonraki adım için enerji depolarlar. Normal yürümüş olsalar kendi heybetlerindeki bir hayvandan iki kat daha fazala enerji harcamaları gerekirdi. Hayvan sadece yürümeye başlarken enerji harcar, bir de duruken.

Dalış ve Sağlık

(Aşağıdaki yazı, tamamıyla Turk Dive'ın kitabından copy paste edilmiştir.
Aşağıda buluna dünya kadar yazım ve imla hatası için özür dilerim. Kitaptan bakarak hızlı bir şekilde yazdığım için, bir çok hata olacaktır.)

(Aşağıda kullanılan profesyonel dalgıç terimi, işleri dalıcılık olan,
eğitmenlik, rehberlik yapan, sualtı arkeolojisi gibi konularda çalışan
kişiler içindir.)
- Yoğun çalışmalara karşın, dalışın yol açabileceği, uzun dönemde kendisini
gösteren hastalıklarla ilgili bilgiler ya çok azdır, ya halen
çalışılmaktadır ya da bizler henüz buetkjileri görmüş değilizdir. Zira en
azından , beklenen bazı etkiler için yeterli süre henüz geçmemiştir. Diğer
taraftan, dalışın uzun dönemde etkili ve hatta neden olduğunu artık
bildiğimiz bazı hastalıklar vardır. İnsanın kemik yapısında bozulmalara yol
açan disbarik osteonekroz, kalıcı duyma bozuklukları gibi hastalıklar
bunlardandır. Bazı diğer hastalıklar, dalıcılığı şiddetle şüphe altında
bırakmaktadır.


Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, dalışın kesin ve potansiyel kronik etkileri
üzerine pek çok önemli yayın organında, yine pek çok kayda değer makale
yayınlanmıştır. Bu yayınlarda, uzun süreli dalışın ve derin dalışların
çeeşitli organ veya sistemlere etkileri gösterilmeye çalışılmıştır. Bu
yayınların ilgi çekici ortak özelliği, bulguları içinde dekompresyon
hastalığı hikayesi bulunmayan kişilerin yoğunluğudur. Zaten yayınlar da bu
durumdan özellikle bahsetmektedirler. Ancak bir grup diğer yayın,
araştırmaların önemli bir kısmı için muhalefet yapmakta ve bunların,
özellikle sportif dalış sektörüne getireceği olası ters etkiden çekindikleri
hissini yaratmaktadır. Özellikle karşıt çalışmalar yapılmadan öne sürülen
bu muhalefetler saygı duyulacak olmalarına karşın kaygı da yaratmaktadır.
Son birkaç yıl, dalışın olası uzun dönem etkileri hakkında o kadar çok ve
yeni veriler sunmuştur ki, bu tür refüze edici karşı koyumlarda aynı oranda
azalmış, en azından zorlaşmıştırYapışması gereken, bekleyip görmek değil;
ama çalışmalara hız vermek, olasılıkları iyi değerlendirmek, özellikle
eğitim aşamasında dalışın sağlık üzerinde oluşturabileceği istenmeyen
durumlardan dalıcıyı iyi haberdar edebilecek ve doğru alışkanlıklar
edindirecek eğitmenler yetiştirmektir.


Dalışın Kanıtlanmış İstenmeyen Kronik Etkisi:


DİSBARİK OSTEONEKROZ
Basınçlı ortamlara maruz kalmış bazı kişilerin kemiklerinde yapısal
değişiklikler meydana geldiği , yüzyılımızın başından beri bilinmektedir.
1912'de basuınçlı tünellerde çalışan kişilerde görülen kemik nekrozu(ölümü),
1941 yılında da dalıcılarda tespit edilmiştir. 1931 yılında Poseidon
denizaltı gemisinde, 38 metre derinlikte 2-3 saat kaldıktan sonra kurtarılan
5 denizaltı mürettebatından üçünün kemiklerinde zamanla nekroz geliştiği
gözlenmiştir.
D.O.'nun nadiren de olsa, bir defaya mahsus olmak züere basınçlı ortamda
bulunmuş kişilerde de meydana gelebildiği bilinmektedir. 50 metreden daha
sığ dalan ve dekompresyon tablolarına uyumlu dalışlar yapan sportif scuba
dalıcılarında d.o. nadir olarak görülmektedir. Görülme sıklığı konusunda,
dalıcılar üzerinde yapılan çalışmalarda, %4 ile %56 arasında
insidanslar(görülme sıklığı) bildirilmiştir.
Basınçlı ortama maruz bırakma ile kemik nekrozu gelişiminin mekanizması
arasındaki ilişki, kesin ve tam olarak aydınlatılamamıştır. Yapılan deneysel
çalışmalar ve klinik gözlemler, D.O. ile uygun olmayan dekompresyon arasıdna
kuvvetli bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bu nedenle D.O^'yu dekompresyon
hastalığının geç ortaya çıkan şekli, ya da geç belirtisi olarak
nitelendirenler de vardır. Dekompresyon hastalığı ve D.O. arasında ilişki
var gibi görünmesine rağmen, D.O. bulgusu tesbit edilen ve dekompresyon
hastalığı geçirmeyen dalıcılar da mevcuttur. D.O. lezyonları daha çok kol ve
bacakların uzun kemiklerinde tespit edilmektedir. Özellikle eklem yüzeyine
yakın bölgeleri tutan lezyonlar ciddi sağlık sorunlarına neden
olabilmektedir. Dalıcılarda D.O. iki şekilde görülmüştür. Bunlardan
birincisi, kemik şaftı yani uzun kısımda görülen ve göreceli olarak daha
hafif seyrederek daha az şikayete neden olandır. Diğeri ise, juksta
artikular lezyonlara neden olan yani kemiğin eklem bölgesini ilgilendiren
D.O.'dur.
Femur kemiğinde D.O. hastalığına, kolda bulunan humerus kemiğine oranla 2-3
kez daha sık rastlanmaktadır.
Taramalarda, özel çekim tekniği gerektiren Röntgen grafileri
değerlendirilir. Grafilerde, lezyonun tespiti için, hasarın ilk oluştuğu
andan itibaren 3-6 ay süre geçmesi gerekmektedir.


DUYMA KAYBI
Yakın zaman kadar, duyma kaybı oluşan dalgıçların bu problemleri
yaşlanmalarına bağlanmaktaydı. Zira yaşlılık il birlikte duyma kaybı da
görülebilmektedir. Ancak son çalışmalar ve yapılan detaylı odiyometrik
değerlendirmeler, dalıcılarda, yaş uyumlu kontrol gruplarıyla
karşılaştırıldıklarında duyma kaybının çok adha net ve yaygın olduğunu
göstermiştir. Bu konuda detaylı çalışmalar yapmış olan Molvear ve
Albrektsen, 1991 yılındaki bir çalışmalarında, otolojik olarak normal
insanlara göre aynı grupları için dalıcılarda çok daha yüksek duyma eşikleri
belirlemişlerdir. Sonuç olarak, dalıcıların duyma yetilerinin normal
kişilere göre "çok hızlı gerilediğini"belirtmişler ve özellikle profesyonel
dalıcılarda yüksek frekans duyma kabiliyetinin "hızlı şekilde" kayboşduğunu
vurgulamışlardır. Dalışın, uzun dönem kohlear ve vestibüler etkileri zaten
bilinmektedir. Dalıcılarda; iç kulak barotravmaları, dekompresyon hastalığı
gibi nedenler de duyma kaybı meydana getirebilmektedir.


PULMONER DİSFONKSİYON
Halk arasında sanoılan ve hatta bazı dalıcılara göre bile doğru olan;
dalıcıların, dalıcı olmayanlara göre daha güçlü ve büyük solunum yetenekleri
olduğu savı, doğru değildir. Dalıcı olmayanlarla olanlar arasında gözlenmiş
olan tek pulmoner fark, dalıcılarda derin veya dekompresyonlu dalış
sonrasında gözlenen küçük hava yolları disfonksiyonudur. Bu bulgu, sonradan
geliştirilerek profesyonel dalıcılarda uzun dönem etkileri hesaplanmaya
çalışılmıştır. Küçük hava yollarında oluşan bu bozukluk sonucu vital
kapasite çok az etkilenmekte ve dalıcının genel sağlığı üzerinde etkili
olmamaktadır ancak; pulmoner difüzyon kapasitesi yaşlılıkla birlikte zaten
azalmaktadır. Bu nedenle ileride oluşması muhtemel pulmoner problemlere
ilişkin çalışmalar sürmekte ve bulgular klinik olmaktan çok fonksiyonel
bazda değerlendirilmektedir.


Sistemik ve Genetik Etkiler
Kısa ve uzun dönemde ne tür bir sağlık sorunu yaratabileceği bilinmemekle
birlikte, profesyonel dalıcıların karaciğer enzimlerinde değişiklik olduğu,
bazı hücre bozuşumlarının sadece dalıcılarda gözlendiği bilinmektedir.


Yapılan çalışmalar, uzun süreden beri derin dalış yapan ve en az bir kere
dekompresyon hastalığı hikayesi bulunan ve herhangi fiziksel bir sorun
yaşamadıkları gözlenen dalıcılarda kognitif (zihinsel) bozukluklar
göstermiştir. Bundan daha vahim olmak üzere, dekompresyon hastalığı hikayesi
olmadığı halde, uzun süredir derin dalış yapanlarda gözlenen hafıza
zorlanmaları, neden sonuç ilişkisi bozuklukları ve kontrol gruplarına göre
en az 2-3 kat fazla EEG anormalliği bulgularıdır. Bu konuda yapılan
çalışmalar halen sürmektedir. Ancak tıpkı hamileler için olduğu gibi,
şimdilik yapılması gereken uyarı, derin dalışın (30 metre ve üstü) sportif
amaçlar taşımayacağı ve sürekli olarak derin dalışlar yapılmaması gereğidir.

Deniz Seviyesinin Yükselmesi

deodorant kullanmanın, şöyle afilli olsun diye binaların etrafını aynalı camdan yapmanın revaçta olmasının, tabi daha önemlisi, ormanların hızlı bir şekilde yok edilmesinin, karbondioksit üreten yakıtların kullanılmasının katkılarıyla, atmosferdeki karbondioksit oranının fazla oranda yükselmesiyle insanlığı felakete sürükleyecek olaydır. karbondioksitin sera etkisi sebebini az çok hepimiz bilmekteyiz, bir 30 yıl sonra atmosferdeki karbondioksit oranının şu anki orana göre iki katı fazla olacağını düşünürsek (bilim adamları böyle tahmin etmektedirler) buzullar erimeye başlayacak ve ne mi olacak? long island'ın tamamına yakını deniz dibine dönüşecek, adanın en yüksek yerleri küçük adacıklar şeklinde dizilecek, deniz bugünkü seviyesinden 50-60 metre daha fazla olacak, florida, manhattan, new jersey, kuzeybatı avrupa kıyıları ve daha bir çok yer sulara gömülecek, yaşama alanları daha kısıtlı olacaktır. bunlar tabiki bir günde gerçekleşmeyeceği gibi, yavaş yavaş olacak, dünyanın siyasi dengesi bozulacak, savaşlar artacak, yani yaşanılası bir dünya kalmayacaktır. tabi bu nedenden ötürü daha şimdiden denizden nefret etmeye, öcü gibi görülmesine gerek olmayıp, en büyük öcünün kendimiz olduğu , zavallı denizlerin, okyanusların bunda pek suçu olmadığı unutulmamalıdır.

Populer Yazılar

Like us on Facebook